edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0 yorum

Bozguncu


Yayın : Can Yayınları - 290 Sayfa
Yazar : Maksim Gorki
Çeviri : Mehmet Özgül

Rus yazar Maksim Gorkinin öykülerinin yer aldığı bu kitabında Rus kültürünün kendine has özelliklerini ,betimlemelerini ve özgün üslubunu bulabiliyoruz. Yazar değişik konular üzerinden değişik kişilerle bambaşka ortamları bizlere sunuyor. Rusyanın çeşit çeşit insanlarının ve geniş coğrafyasının yoğrulduğu öyküler bazen bizi bir aşk hikayesine bazen umutsuzluğun içerisine ve bazende sisteme başkaldıran bir kişiliğe büründürebiliyor.Kitap yedi öyküden oluşmakta.Ben en çok Varenka Olesova ve Düşkünleri beğendim. Varenka Olesova, aslında yarı felsefik düşünce çatışmaları ve sevgiyle harmanlanmış bir öykü. Kültürlü ve okumuş bir bilim adamıyla güzel fakat kalıplarının dışına çıkamayan taşralı bir kızın fikir ayrılıkları ve dünya görüşleri üzerinden ilerleyen platonik bir aşk hikayesi de diyebiliriz. Düşkünler ise bir grup düşkünün sokaklarda ki kısa fakat öz hayat hikayelerinden ibaret bir yapıt. Bu iki öykü diğerlerine nispeten daha uzun ve doyurucu. Kitaba ismini veren Bozguncu hikayesi ise her şeyi kendi doğruları ölçüsünde bozmayı seven bir kişiliği anlatıyor. Şu unutulmamalı ki okuyacağınız kitaptaki öykülerin çoğu tam ne anlatılmak istendiği anlaşılamadan bitmektedir. Bu açıdan bu kitabın içeriğinden çok fazla mesaj çıkarmadan sadece zevk ve vakit geçirme amaçlı edinilerek okunabilir. Ayrıca çeviri dili oldukça akıcı.Eğer ki tipik Rus edebiyatını ve öykülerini seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim.

  "İyi bir yanı olmayan insan; bazen kötü yanıyla caka satmaktan zevk alır".
-Maksim Gorki-

Yazar Hakkında :

Aleksey Maksimoviç Peşkov, (Rusça: Алексей Максимович Пешков, daha çok bilinen adı ile Maksim Gorki (Максим Горький)), (d. 28 Mart 1868 – ö. 18 Haziran 1936). Sovyet/Rus yazar, 1 Mayıs marşı'nın söz yazarı, sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü politik eylemci. Ana,Foma,Halk Düşmanı gibi eserlerin yanısıra ayrıca otobiyografik üçlemesi olan Çocukluğum,Ekmeğimi kazanırken ve Benim Üniversitelerimle ile tanınır.

0 yorum

Ezilenler


Yayın ; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 704 Sayfa
Yazar : Dostoyevski
Çeviri : Nihal Yalaza Taluy

Dostoyevskinin her türden duygusal birikim ve patlamaları paylaştığı uzun soluklu romanı ezilenler, aslında ailesel ve çevresel etkilerle yaşanan aşk hikayelerini konu edinen bir hikayeyi konu ediniyor. Prensin oğlunun aşık olduğu genç bir kızın çevresinde şekillenen hikayede bir çok olay içiçe geçmiş durumda. Olaylar farklı zaman dilimlerinde birbiriyle ilişkili ve bağlantılı bir şekilde ilerliyor. Prensin kızı olduğu anlaşılan Nelli ile yine prensin oğlu Alyoşa ile aşk yaşayan Nataşanın hikayesi aslında birebir ve benzerdir. Bu iki hikaye aynı anda anlatılır ve konularda küçük kızın hikayesiyle bütünleştirilir. Açıkçası söylemem gerekirse romanda abartı denebilecek şekilde romantizm görülebilir.Bu romantizm ağlamalar sızlamalar şeklinde çok aşırı düzeyde romanda yer kaplıyor. Genellikle pembe dizileri pek izlemeyi sevmeyen biri olarak hikayeyi çok ta severek okumadığımı söyleyebilirim fakat şunu da söyleyebilirim ki kitap oldukça akıcı ve anlaşılır bir dille kaleme alınmış. Belki de bu yüzden kitabı bitirebilmeyi başarabildim. Çok duygusal ve ağlamayı seven okuyuculara tavsiye edebilirim. Schillerciliği sevenlerin okuyup dramın ne olduğunu bir kez daha görebileceği bir eser. Ayrıca bazı sahneleri oldukça etkileyici bir etkide bırakabiliyor tabi dram ,romantizm ve duygusallık yönünden. Ben kitaptan bir mesaj çıkaramadım. Bir aşk hikayesi şeklinde devam edip kızın sevgilisini Katya isimli başka bir kıza kaptırmasıyla sona eriyor. Bu sırada tabi babasıyla kızın arasında ki problemler anlatılıyor. Babasının kızını reddetmesi ve çektiği acılar oldukça bilindik şeyler. Bu arada Vanya'nın sabrına insan şaşmadan edemiyor ki bazen hakarete bile uğruyor fakat bunu sineye çekebiliyor. Dediğim gibi bu tip pembe aşk romanı okumayı sevip göz yaşı dökerek kendini duygusala bağlamak isteyenlere tavsiye edebilirim.

Yazar Hakkında :

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский, (d: 11 Kasım 1821, Jülyen: 30 Ekim, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Jülyen: 28 Ocak, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı.Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski'nin ilk kitabı İnsancıklar1846 yılında yayımlandı.Petersburg'a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. En önemli eserleri Suç ve Ceza(1866) ile Karamazov Kardeşlerdir(1879).

0 yorum

Suikast Bürosu


Yayın: Can Yayınları
Yazar : Jack London
Çeviri :Ahmet Bora Pekiner

Suikast Bürosu London'un fazla bilinmeyen eserlerinden biridir ve diğerlerinden bir çok yönden ayrılır. Kitabın konusu macera filmlerini aratmayacak tarzda bir hareketliliğe sahip. Ayrıca polisiye tabir edilen sınıfa mensup olabileceğini düşünüyorum. Kitabın esas konusuna dönecek olursak eşsiz bir zeka ile örülmüş bir büronun hunharca işlediği cinayetleri üzerinden gelişen olaylar üzerinedir.Bu büro büyük bir felsefik düşünce çemberi içerisinde cinayetleri sadece toplumsal faydayı gözetecek bir misyon üstlenerek işliyor. Eşsiz bir makine gibi işleyen büro hiçbir başarısız sonuç almamış. Daha sonra bu felsefik düşünsel çıkmazın içerisine birisi dahil olarak büronun namlusunu kendi içine çevirmesini sağlıyor ki bunu da yine düşüncelerin getirdiği etik değerler üzerinden sağlıyor. Yani büronun kendisini var eden prensiplerden yararlanıyor. Böyle olunca da büro kendi içerisinde büyük bir çatışmaya giriyor. Çatışmanın merkezinde ise tabi ki büroyu kurup var eden ve fikirsel yönlerden besleyen Dragomiloff var. Soru şu ; Makine gibi işleyen organize bir suç şebekesi mecbur kaldığında veya buna zorlandığında, saat gibi isleyen mekanizmayı kuran ve a'dan z'ye herşeyi kurgulayıp yöneten "kendi yaratıcısını" bütün güçlerini kullanarak yok edebilir mi ? Sorunun cevabını kitabı bitirdiğinizde alacaksınız fakat kitabın oldukça özgün bir konusu olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca eserin bir çok noktasında felsefe ve etik değerler üzerinden yapılan tartışmalar mevcut. Ölümün ve öldürülmenin basit bir hayat kadar sıradan ve doğal olduğu- gerçeğin sadece düşünsel idealler olduğu- hatta ve hatta insan ölümünün ,sivrisinek gibi uçabilen ve anatomik olarak mükemmel bir canlının öldürülmesinden ne farkı olabileceğine kadar derin tartışmalar yapılmakta.''Güzel ve huzurlu bir yaşam süren kişinin canı ancak tehlikeye düştüğünde hayatın kıymetini anlar'' çıkarımı da oldukça başarılı. Konular heyecan ölçütünde ilerliyor ve gerilim her daim üst seviyede. Kısaca hareketli ve gerilim katsayısı yüksek bir kitap okuma hevesiniz varsa bu kitap seçilmiş kaftan.

Yazar Hakkında :

Jack London (12 Ocak 1876San Francisco - 22 Kasım 1916Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarıVahşetin ÇağrısıMartin EdenDemir ÖkçeBeyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)

0 yorum

Paris ve Londra'da Beş Parasız


Yayınevi : Can Yayınları
Yazar : George Orwell
Çeviri : Berrak Göçer

İngiliz yazar George Orwell'in Can Yayınlarından yeni çıkan -1984,Burma Günleri ve Aspidistradan sonra- bu eserinde fakirlik ,sefalet ve hayatın zorlukları birlikte anlatılmaktadır. Esasında kitabı ve konusunu Jack London'un daha önce incelediğimiz ''Uçurum İnsanları'' isimli eseriyle özdeşleştirebiliriz. Yazarın kendi hikayesini kaleme aldığı bu kitapta Paris'te ortaya koyduğu lokantacılık deneyiminin getirdiği fukarılığın sebepleri ve sonuçları üzerinde durur. Lokantacılıktan sonra otelcilik işine el atarak bulaşıcılık ve ayakçılık gibi işler yapar. Bu mesleklerin zorluğuyla o dönemin getirdiği ekonomik zorlukların insanları sokaklara düşürdüğüne değinir. Hayatın olağan akışı mesleki zorluklardan ziyade insanları belli bir kalıpta zapt etmeye çalışan burjuvaların eğilimlerinde yatmaktadır ki en azından yazar öyle düşünmekte. Bunaltıcı, sıkıcı ve monoton hayatın getirdiği sıkıntılar üzerinde durur. Yazarın Paris maceraları bu şekilde tek düze devam eder. Ayrıca anlatılan bazı gülünç parodiler kitapta ki iç karartıcı hengameyi ortadan kaldırmış. Paristen sonra ki durağı olan Londra'da ise tek düze bir berduşluk yaşar. Sokaklarda dilenen ve parklarda uyuyan insanları anlatır. Fıçı diye tabir ettiği düşkünler evinin acımasızlığı üzerinde anlatılar yapar. Bu hayatın getirdiği sebepler üzerine çıkarımlarda bulunarak İngiliz yasalarını eleştirir ve yapılmasını istediği bir yol haritası çizer. Kısacası hayatın zorluklarını etkileyici bir şekilde anlamak için birebir bir kitap diyebilirim. Alıntılara geçecek olursak ;

“Şık bir otel özetle, iki yüz kişi aslında istemediği şeyler için yolunabilsin diye yüz kişinin saçını süpürge ettiği yerdir.”

 “Kir ayrımcıdır, iyi giyimli olduğunuzda sizi rahat bırakır ama yakalığınız kaybolunca dört bir yandan üstünüze üşüşür!!!” 

''Bir köle demiştir Marcus Cato, uyumadığı her an çalışmalıdır. Ayaktakımı öyle aşağılık bir yaratıktır ki boş vakti kalırsa tehlike arz eder''

“Fransız aşçı kendi içmeyeceği çorbaya tükürür” 

''Yahudi'ye güveneceğine yılana güven, Yunana güveneceğine Yahudi'ye güven fakat Ermeni'ye asla güvenme''

Yazar Hakkında ;

George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (d. 25 Haziran 1903, Bihar; ö. 21 Ocak 1950, Londra) , 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizm'e karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. 21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş.

0 yorum

Burma Günleri


Yayın : Can Yayınları - 315 Sayfa
Yazar : George Orwell
Çeviri : Deniz Canefe

George Orwell'in daha önce 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli iki kitabını okumuş ve burada da kitapları hakkında bilgiler vermiştim. Orwell gerçekten İngiliz edebiyatının yetiştirdiği nadir yazarlardan biridir. Kitaplarında yer verdiği keskin zeka işi konularla dikkat çeker. Şimdi okuduğum üçüncü kitabı olan Burma Günleri de aynı konseptte fakat biraz daha içsel hayatla ilgili duygusal temalar içeriyor. Kitabın esas konusu Burmadaki sömürge döneminde arap saçına dönen siyasetle birlikte eş zamanlı gelişen aşk konusunu işlemesidir. Orwell'in bir dönem memur olarak Burmada görev yapması hikayenin gerçekçi ve doğal bir yapıda şekillenmesini sağlamış. Genel olarak hikayenin bütünü İngiliz sömürgesi altında ki Burmada sahip- köle ilişkileri üzerinden gelişen ayaklanmalar ile siyasi düzeyde ki entrikaları işliyor. Ayrıca duygusal açıdan gelişim gösteren aşkta hikayeye ayrı bir renk katmış. Kitabın İngiliz kabalığının diğer ırklara ait insanlar üzerinde ki egemenliği ve baskısı üzerinde durduğunu söyleyebiliriz. Vahşi kapitalist çarkların işleyişine birde faşistliğin bulaştığı bir ülkenin ne hale gelebileceğini siz hayal edin. Hem sefalete hemde üstüne üstlük aşağılanmaya tabi tutulan insanların hikayesi keskin bir dille anlatılmakta. Orwell, devlet kurumlarında alabildiğine devam eden rüşvet ve yolsuzluğun körelmiş sistemin açmazı olduğunun altını çizmiş. Burmanın harikulade doğası da kitapta etkileyici bir tarzda kendine yer edinmiş.O döneme ait küçük bir portre sunan eserin kendi döneminde sömürgelerde yasaklandığını da hatırlatmakta fayda var. Eleştirel bir ağla örülen hikaye, emperyalizmin bir sonucu olarak sömürge edinilen halkların yaşantıları üzerine kurulu bir ülke olan Burmada Flory isimli bir İngiliz sahibin yaşamı üzerine kurgulanmış. Orwell burada hem bu kişiliği ele alıyor hemde siyasi ortamla birlikte bu ülkeden yaşam kesitleri sunuyor. Kitaptaki kişiliklerin çok sınırlı sayıda olması kitabı karmaşıklıktan uzaklaştırıp rahat okunmasını sağlamış. Ayrıca çeviri gayet iyi seviyede.Kısacası hem aşk,hem entrika, hemde kapitalizmin yıkıcı etkisi ve faşistliğin iğrençliğiyle birlikte bir Burma havası almak isteyenlere tavsiye ederim.

"Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere'nin memuru, Burmalı'nın kollarını tutar, tüccar da adamın ceplerini boşaltır. Britanya İmparatorluğu, İngilizlerin, daha doğrusu Yahudi ve İskoç çetelerinin ticaret tekelleri kurmalarını sağlayan bir aracıdan başka bir şey değildir." 

Yazar Hakkında : 

George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (d. 25 Haziran 1903, Bihar; ö. 21 Ocak 1950, Londra) , 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizm'e karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. 21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş.

0 yorum

Akşam Toplantıları


Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları- 267 Sayfa
Yazar : N.Vasilyeviç Gogol
Çeviri : Ergin Altay

Gogol yazmış olduğu eserleriyle bir dönemi edebi anlamda değiştiren bir yazardır. Yazdığı eserleri dünya dillerine defalarca çevrilmiştir. Eserlerinde mizaç önemli yer tutar. Daha önce incelemiş olduğumuz Ölü Canlar , Palto-Burun ve Petersburg Öyküleri de bu üsluptadır. Şimdi inceleyeceğimiz kitap Gogolun kendi tabirimle fantastik tarzda yazılmış bir eseridir. Rus tarihinde masalların önemi büyüktür. Gogolün anlattığı masallar Rus folklorüyle özdeşleşmiş fantastik hikayelerdir. Öyle ki hortlaklar, şeytanlar, cadılar , büyücüler ve perilerin yer aldığı hikayeler oldukça akıcı bir dile sahip. Kitapta ''Andersenden Masallar'' benzeri kısa öyküler bulunmakta. Tabi bir tek farkla ki o da Gogolun kendine özgü diliyle şekillenen Rus kültürünün insanı içine çeken sıcaklığıdır. Karakterlerin kendine özgü biçimde içimizde yer tutan kişilikleri bu sıcaklığı sağlamaya yetiyor. Kitabın adından da anlaşılabileceği gibi kitap köy kültürünün hüküm sürdüğü on sekizinci yüzyılının sıcak ortamındaki toplantılarda anlatılan hikayelerden oluşuyor. Dünya öyküleri üzerine meraklı okurların özellikle okumasını tavsiye ederim.

Yazar Hakkında ;

Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar'dır. 43 yaşında Moskova’da ölmüştür.

0 yorum

Petersburg Öyküleri- Bir Delinin Anı Defteri- Palto- Burun


Yazar: N.Vasilyeviç Gogol
Yayın : İş Bankası Kültür Yayınları - 223 Sayfa
Çeviri : Mazlum Beyhan

Ünlü hiciv ustası Rus yazar Gogol'ü sanırım bilmeyenimiz yoktur.Oldukça etkileyici tasvirlerle konular ve kişileri çok iyi harmanlayan bir dili olan yazarın öyküleri de bir o kadar okur için keyif verici. Gogol özellikle modern Rus Edebiyatını var eden tarzda bir yenilik ortaya koymuştur. Diğer önemli Rus yazarlara öncü olmuş ve onların edebi dillerinin önünü açmıştır. Eski edebi anlayışın üstünü örterek yepyeni bir edebiyat akımı var etti. Bu yönüyle Gogol'ün Rusların edebiyatla gerçek manada tanışmasında önemli bir görev üstlendiğini söyleyebiliriz. Petersburg Öyküleri adıyla anılan öyküleri aslında Bir Delinin Anı Defteri, Palto,Portre,Burun,Fayton ve Neva Bulvarı hikayelerinden oluşmakta. Oldukça kısa diyebileceğimiz bu öyküler aslında Gogolün ünlü romanlarının ilk denemeleri olarak ta kabul edilebilir. Edebiyat dergilerinde seriler halinde derlenerek yayınlanan bu öyküler daha sonradan toplanarak kitap haline getirilmiş. Gogolün üstün hicivleriyle bezenmiş ve tasvirlerle şekillendirilmiş bir tablo gibi düzgün ve akıcı hikayeler ortaya çıkmış. Konular ve kişilerle anlatım özgünlüğü sizi kısa sürede öykünün içerisine sürüklüyor. Bir Delinin Anı Defteri bu öykülerin içerisinde en çok bilinenidir. Kısa bir günlükle bir delinin yaşamında kesitler elde edecek kimi zaman da güleceksiniz. Diğer hikayelerde karakterler ,olaylar,insanlar ve doğa tasvirleriyle bezenmiş olarak akıcı ve sürükleyici öykülerden oluşuyor. Özellikle benim bütün öyküler dikkatimi çekti ve diğerini ötekisinden ayıramayacağım. Hepsinin okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Yazar Hakkında;

Nikolay Vasilyeviç Gogol (RusçaНиколай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar'dır. 43 yaşında Moskova’da ölmüştür.

0 yorum

Gogol'e Mektup

Yazar : Belinskiy
Yayın : Evrensel Basım Yayın
Çeviri : Mazlum Beyhan

                            "İzin ver de eğilelim
                            Sesizce önünde öğretmenim
                            Çürütmüşken her şeyiyle Rusya'yı 
                            Uyuşukluk, dalkavukluk ve kulluk ruhu 
                            Yeni yollar döşedin ülkene
                            O müthiş zekan ve sonsuz direncinle!"
                            -Nekrasov-


Şair Nekrasov'un yazdığı bu dizelerden Belinskiyin Rusya için dönemin önemli bir şahsiyeti olduğunu kolayca anlayabiliyoruz.Usta eleştirmen Belinskiy'in geçmişin on sekizinci yüzyıl Rusyasına ait edebiyat, sanat, siyaset ve gündelik konulara karşı eleştirilerinden oluşan bu kitap genel manada o dönemin Rusyasının tartışma ortamına ışık tutuyor. Genellikle dergicilik ve edebi konular üzerine yayın evlerine karşı sert eleştiriler yönelten Belinskiy yeni Rus edebiyatıyla eski muhafazakar edebi anlayışın arasındaki farklılıkları ortaya koymaya çalışmakta. Yazılarda genelinde yapılan eleştirel yorumlar oldukça derine inebiliyor bu da okuyucuya bir yere kadar sıkıntı verebiliyor. Öncelikle belirtmeliyiz ki yazılar da çok fazla tabir bir çok kez tekrar edilmekte.Konular üzerinde aynı tabirler üzerinden şekillenen bir derinlik mevcut. Bu da kimi zaman okuyucuya hep aynı şeyleri tekrar tekrar okuduğu izlenimi verebilir. Okur yönünden yazıların şekli ve ağırlığını bu şekilde belirtme fayda olduğunu düşündüm. Çünkü kitabı elinize aldığınızda belirli bölümler haricinde- özellikle Gogol'e Mektup bölümü canlı anlatımıyla bunun dışında- on veya yirmi sayfa sonra kitaptan soğuyabilirsiniz. Konumuza dönecek olursak o dönemde yeniliğe kapalı Rusyayı tartışma masasına yatıran Belinskiy ,editörlere amansız eleştiriler yöneltmekten geri kalmıyor. Kitabın başlığına gelecek olursak usta yazar Gogol'e karşı yine eleştirel üslupla bir yazı kaleme almış. Gogol'ün savunduğu Çarlık dönemi ve siyasi yaşantısına karşı bir görüş öne sürerek yanlış yolda olduğunu açıkça ima eder. Dönemin Rus siyasi,politik hatta bürokratik yapısına olduğu kadar rejime karşıda eleştiri oklarını çevirir. Belinskiyin mektubu o dönem Rusyasın da yasaklanır. Mektupta ki idealleri benimsediği düşünülen aralarında Dostoyevskinin de bulunduğu bir çok yazar tutuklanır ve idam cezasına çarptırılır. Sonradan affedilmelerine karşın bu mektup Çara karşı muhalefet ateşini körüklemiş ve aydınlar üzerinde etkili olmuştur.Bu bakımdan bu mektup Rus tarihinde ayrıca önemlidir. Kitapta yer alan seçme yazılardan biri de Rusya'nın iki güzide şehri olan St.Petersburg ile Moskova'nın ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Belinskiy uzunca bu iki şehrin birbirlerine karşı üstün ve zayıf yönlerini açıklamış. Tabi üstünlük deyince kriter sanat, kültür ve edebiyat olmakta. İki şehrin tarihi ,sosyo kültürel yapısı ve sınıfsal farklılıkları detaylandırılmış. Kitabın sonunda Belinskiy üzerine de bir yazı mevcut.Eleştirinin nasıl yapılması gerektiğini anlamak için sanırım çoğumuzun ve en önemlisi de gazeteci, yazar ve eleştirmenlerin Belinskiyi okuması ve iyi etüt etmesi gerektiği kanısındayım.Yazılardan alıntılara geçecek olursak ;
                    -N. Vasiyeviç Gogol ve 1913 baskılı bir eseri-

''Yaşamı boyunca çocuk kalmak, insan huy ve davranışları içinde bana her zaman en sevimli geleni olmuştur.''

''Saygıdan daha değerli ve inançtan daha saygıdeğer bir şey daha yoktur dünyada.''

''Geçmişte pek çok şey geçmişte oldukları gibi olmasaydı, buğün de pek çok şey bugün olduğu gibi olmazdı.''

''Bugün üniversitede matematik okuyan her öğrencinin, astronomi konusunda Ptolemeus'dan daha çok şey bilmesi ,günümüz matematik öğrencilerinin Ptolemeus'dan daha büyük birer dahi oldukları anlamına mı gelir?''

''Yaşlılar geçmişle ,anılarıyla; gençlerse bugünle, çağdaş gerçeklikle yaşarlar.''

''Herşeyin fazlası zarar; gayretin bile...''

''Rus ruhuna kavga ve ayyaşlık dışında haz veren hiç mi bir şey kalmadı artık?''

''Nesneleri görmek istediğimiz gibi görmenin en kolay yolu onlara uzaktan bakmaktır.''

''Ortodoks kilisesi her zaman kırbacın destekçisi, despotizmin yaltakçısı olmuştur.''

''Rusya'da pisboğazlık, pintilik, yalaklık, yaltaklık, yüzsüzlük denilince bir tek papazlar akla gelmez mi?''

''Rus insanı, tanrının adını kıçını kaşıyarak anar.''

''Kör inançlar, uygarlık alanında kazanılan başarılarla yok olur gider.''

''Fazilet asla mükafatsız kalmaz, sefahat da cezasız!''

Yazar Hakkında ;

Vissarion Grigoryeviç Belinski (Rusça: Виссарио́н Григо́рьевич Бели́нский) (d. 11 Haziran 1811 - ö. 7 Haziran 1848), Batılılaşmaya eğilimi Rus edebiyat eleştirmenidir. Alexander HerzenMihail Bakunin ve diğer eleştirel entelektüellerle iştiraki olmuştur. Şair ve yayıncı Nikolay Nekrasov'un kariyerinde ve Sovremennik adlı popüler dergisinde önemli rol oynamıştır.

0 yorum

İvan Denisoviç'in Bir Günü

Yazar : Aleksandr İsayeviç Soljenitsin
Yayın : İletişim Yayınları - 155 Sayfa
Çeviri : Mehmet Özgül

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin'in yazdığı bu eser, kitapta ki ismiyle Şuhov olarak geçen İvan Denisoviç'in casusluk iddiasıyla Sibirya kampına gönderilmesiyle gelişen olayları anlatır. Anlatı tadında ki bir üslupla kaleme alınan bu kitap Denisoviç'in üç bin altı yüz elli üç gününden sadece bir gününü, yani sabah yatağından kalkıp akşam ranzasına dönmesi arasında geçen süreyi gözler önüne serer. Stalin döneminin baskıcı ve otoriter yönetim tarzına bir gönderme olarak yazıldığı anlaşılan bu kitap o dönemlerde yasaklanmış ve baskıları yakılmıştı. Sovyet yönetiminin gerekçeli veya gerekçesiz kamplara gönderdiği insanların buruk hayat hikayesi konuyu teşkil eder. Sibirya soğuğun her haliyle hissedildiği kamp yaşamının mahkumlar üzerinde ki etkisi vurgulanır. Aslında Denisoviç  İkinci Dünya Savaşında Nazilere esir düşer. Fakat bir yolunu bularak kaçar ve evine döner. Sovyet yönetimi ise Denisoviç ve diğer kaçan kişileri haksız bir itham olarak casuslukla suçlar ve onları Sibirya kamplarına yollar. Kamp yaşamı canlı bir üslupla anlatılır. Kalk emriyle uyanan mahpuslar zorlu koşullarda çalıştırılır. Kimi hastalanarak telef olur kimi de gerekçesiz sebeplerle hücrelerde çürümeye terk edilir. Kısacası baskının ve zulmün her haliyle hissedildiği kamp yaşamını okuduğunuzda o dönemi canlandıracaksınız.

                                       -Diktatör Stalin-

''Dualarda şikayet dilekçesi gibidir.Ya yerine ulaşmaz yada ulaşsa bile red yanıtıyla reddedilir.''

''İki işi becerenin on işe birden aklı erer.''

''İnsan hakkını vermediği şeyin kıymetini bilmez''

''Bazı gerçekler karşısında kimi kez susmak her zaman işe yarar.''

''Ne de olsa insan sadece kendi işini layıkıyla yapmaya çalışır.''

''Sürgün kampından mektup göndermek dipsiz kuyuya taş atmaya benzer.''

''Fazla sanat, sanat demek değildir. Bu ekmek yerine fazladan şeker yemeye benzer.''

Yazar Hakkında;

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (11 Aralık 1918; KislovodskStavropol Krayı - 3 Ağustos 2008, Moskova), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.Soljenitsin'in romanları hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. 3 Ağustos 2008'de babasının Moskova'daki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 2007 yılında Rusya devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.

0 yorum

Sineklerin Tanrısı

Yazar : William Golding
Yayın : Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 262 Sayfa
Çeviri : Mina Urgan

William Golding'in okuduğum ilk kitabı olan ''Sineklerin Tanrısı'' bilindiği üzere bir çok kitabevinin en çok satanlar listesinde üst sıralarda. 28.Basımı yapılan kitabın satış rakamları oldukça üst seviyede. Bende oldukça dikkat çeken bu kitabı geçen haftalarda edindim. Çok uzun bir hikaye sayılmaz aslında Sineklerin Tanrısı. Konusu oldukça basit ve bilindik aslında. Çocukluğunda Mercan Adasını okumayanımız yoktur. Hikaye aslında ortak benzerlikler içeriyor fakat ana hatları dışında detaylarda uçurumlar kadar farklılıklardan söz etmek gerek. Mercan Adası tadında doğal bir atmosfer ve egzotik doğa ortamında geçen hikaye daha politik ve gizli bir şekilde insani mesajlar vererek büyüklere hitap etmekte birlikte ana konusu dışında fazla düşünmeden ve yüzeysel bir okumayla çocukların da dikkatini çekebilecek bir konu işliyor. Hikaye savaş sebebiyle bir grup çocuğun adaya düşmesiyle başlıyor ve gelişiyor. Ortak arkadaşlıklar ve iş birliği çerçevesinde çocuklar kendi aralarında kamplaşıyorlar. Çok detaya girmeyeceğim fakat olaylar daha sonra çatışma şeklinde devam ediyor. Büyük bir ülkenin küçük bir adaya sığdırılmış modeli olarak düşünebiliriz hikayeyi.


Karakter bakımından her birinin kendine has kişilikleri mevcut. Birisi oldukça zeki iken diğeri cesur ,bir diğeri de peygamber kadar hoşgörülü olabiliyor. Kişiliklerin temsil ettikleri modeller var. Mesela Ralph karakteri modern toplumcu yönetimin tipik bir iz düşümü olarak görülebilirken ,Jack karakteri daha otoriter ve dikta bir yönetimin tasavvuru şeklinde belirmekte.Yine başka bir karakter olan Domuzcuk akıl ,mantık ve bilgeliği simgeliyor. Eseri karakterler ve konusu dışında temsil ettiği sistem dahilinde bir bütün olarak derinlemesine kavrayarak okumak gerekiyor.Yoksa kitap size basit bir çocuk hikayesi gibi gelecektir. Sineklerin Tanrısı denilen ölü domuz kafası ise esasında insanın içerisinde ki kötülüğün bir simgesi. Her insanın içinde bulunan iyilikler ve kötülükler belirli çıkar ilişkileri söz konusu olduğunda çatışmaya başlar. Ayrıca iyilikle kötülüğün savaşından ziyade demokratik düzen ve diktatörlük rejimlerinin de kavgasına şahit oluyoruz. Modern bir toplum ve onu oluşturan çağdaş bireyler dünyadan soyutlanıp kendini içine çekildiğinde aynı Nazizmde olduğu gibi kabileşme eğilimiyle yavaş yavaş vahşileşmeye başlar. Bu yönüyle Nazi Almanyası ve Komünizme totaliterlik anlayışları sebebiyle ince bir eleştiri olarak anlamlandırma yapabiliriz. Dediğim gibi William Golding büyük bir sistemi-ideolojik ve yönetimsel- küçük bir adaya ve üzerinde yaşayan karakterlere çok güzel  uyarlamış. Özümseyerek ve anlamlar çıkararak okuduğunuzda basit bir ilkokul çağı kitabı gibi görünen - fakat aslında öyle olmayan- bu eserden çok zevk alacağınıza eminim. Unutmadan söylemem gereken son şey ise Mina Urganın ''Son Sözünü'' kitabın sonunda bulunmasına rağmen mutlaka kitabı bitirdikten sonra okumanız gerektiğidir..

Yazar Hakkında ;



Sir William Gerald Golding (19 Eylül 1911 – 19 Haziran 1993) İngiliz roman yazarı. 1911 yılında Cornwall'de doğdu. Oxford Üniversitesini bitirdi. 1934'te Poems yayınlandı. 1954'te Sineklerin Tanrısı ile ün kazandı. 1988'de "Sir" ünvanını alan Golding, 1993'te ardında yarım kalmış bir roman bırakarak (The Double Tongue) kalp yetmezliğinden öldü.

0 yorum

İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar

Yazar : Stefan Zweig
Yayın : Everest Yayınları - 304 Sayfa
Çeviri : Ahmet Arpad

Biyografik yazılarıyla tanıdığımız Stefan Zweig bu kitabında tarihin çeşitli dönemlerinde yaşayan kişiler ile yaşanan olaylara dair izlenimlerini yansıtıyor. 14 farklı olay ve kişinin anlatıldığı bu kitapta Zweig'in işin içine kattığı psikolojik izleri de görebiliyoruz. Anlatıyı gerçekçi ve sade bir üslupla anlatırken kişilerin ruh hallerini de dikkatlice analiz ediyor. Eser esasından insanlık yazgısını belirleyen ve tarihe damga vuran küçük zaman dilimlerinde gerçekleşen olaylara dikkat çekmek istiyor. Çünkü tarih her zaman yazılmıyor sadece birikimini yüzyılların hazırladığı anlık olaylar tarih kitaplarında yer bulabiliyor. Kitapta anlatılan konulara gelecek olursak yazar oldukça geniş bir yelpaze belirlemiş. Büyük Okyanusun keşfi, Bizansın fethi, Güney kutbunun keşfi, Yeni Helvetia ve Suterin hikayesi, Napolyonun sonu, Marseillaise Marşı, Amerika-Avrupa arası telgraf hattı projesi ile Handel, Cicero, Dostoyevski, Tolstoy, Lenin ve Wilsona kadar çeşitli şahsiyetlerin insanlık tarihine mal olmuş önemli anlarına ışık tutuyor. İnsanlık için önemli olmakla birlikte ayrıca tarihin yazgısını da değiştiren bu olaylara Zweig in gözünden bakmanın bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum.


Toplumsal eşitlik ve uyum, sadece kamusal görev üstlenmiş kişilerin insanların çıkarları uğruna kendi çıkarlarından vazgeçmeleri ya da onları ertelemeleriyle mümkün olabilir. -Cicero-

İktidar hırslısı biri için ideal değil kişisel güç, onur değil elde edeceği ganimet önemlidir. -Cicero-

Şiddet uygulama gücünü elinde bulunduran kişi adalete tecavüz ediyor demektir. -Cicero-

Yüzü düşmana dönük ölmek, yere çarptırılarak katledilmekten daha onurludur. -Cicero-

Hiçbir sanatçı günün yirmi dört saatinde aralıksız sanatçı değildir.

Gücüne güvenerek savaş hazırlığına başlayanlar, silahlanana kadar hep barıştan söz ederler.

Bütün büyük askeri hareketlerde düşmana şaşırtmayla indirilen darbe kesin başarıya ulaştırır.

Ne yazık ki dünya tarihinde insanlar hep tehlike kaçınılmaz olduğunda birleşmeye karar verirler.

Sadece acı çeken biri sevincin değerini bilebilir.

Yaşlı bir insan ne ölümü aramalı ,ne de onu geciktirmeye çalışmalıdır. -Cicero-

Yazar Hakkında :

Stefan Zweig, (d. 28 Kasım 1881ViyanaAvusturya-Macaristan - ö. 22 Şubat 1942PetrópolisRio deJaneiroBrezilyaAvusturyalı romancıoyun yazarı, gazeteci ve biyografi yazarı.Babası varlıklı bir sanayici olan Stefan Zweig, küçük yaşlardan itibaren kültür ve edebiyat alanında eğitim görmeye başladı.Avrupa’nın içine düştüğü durumdan duyduğu üzüntü ve yaşamındaki düş kırıklıkları nedeniyle 22 Şubat 1942'de Rio de Janeiro'da, karısı Lotte ile birlikte intihar etti. 

0 yorum

Hayvan Çiftliği

Yazar : George Orwell
Yayın : Can Yayınları - 160 Sayfa
Çeviri : Celal Üster

George Orwell gerçekçi ve siyasi bir mana yükleyerek yazdığı kitabında bize otoriter ve zorba yönetimleri anlatıyor. Hayvan Çiftliği esasında kendi içinde hiyerarşik bir yapı oluşturarak insan ırkına karşı bir savaşımın hikayesi. Aktörler hayvanlardan oluşuyor ve sömürüye karşı eşitlik yanlısı bir çiftlik hayaliyle devrim yapılarak insanlar uzaklaştırılır. Sosyal ve herkesin eşit haklara sahip olduğu bir düzen kurulur başlarda fakat ilerleyen dönemlerde bunun böyle olmayacağı anlaşılacaktır. Sistem kendi içinde gizliden ve yavaş yavaş yeni bir ''devrim'' yaparak mevcut konjonktürü değiştirir. Aslında kitabın yazıldığı 1943-44 yılına gidecek olursak konusuyla hikayenin ana temasının aslında neyden ilham aldığı daha iyi anlaşılacaktır. O dönemlerde Stalinin başında olduğu Sovyetler buna güzel bir örnek teşkil eder. Komünizm ile kapitalist düzenin karşıt görüşlerine karşın sistemi oluşturan çarkta belli çıkarlar nispetinde birbirlerini gözettiklerini kitapta kolaylıkla gözlemleyebiliyoruz. Orwell ideolojik çatışmaların ''efendilik'' nispetinde kesiştiğini açıklamaya çalışır. Sömürülmeye yüz tutmuş bir halkın kurtarıcıları, kendi halkını evvela daha güzel bir şekilde baskı altına alarak sindirebilir. Yazar gerçek hayatta ki gözlemlerini eserinde ki şahsiyetlere iyi uyarlamış. Birlik, devrim, zafer ve düzenden, Tiranlığa doğru kayan bir toplum portresi ustaca çizilmiş. Hem üzerine düşünmek hemde belirli çıkarımlar yapabilmek için okunması gereken tam bir Orwell klasiği.


''Tanrı bana sinekleri kovayım diye bir kuyruk vermiş; ama keşke sineklerde olmasaydı kuyruğumda.'' (Benjamin- Çiftliğin en huysuz ve yaşlı atı)

Yazar Hakkında;
George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (d. 25 Haziran 1903, Bihar; ö. 21 Ocak 1950, Londra) , 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizm'e karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. 21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş.

0 yorum

Çocukluğum

Yazar : Maksim Gorki
Yayınevi : Can Yayınları - 280 Sayfa
Çeviri : Ergin Altay

Ünlü Rus yazar Maksim Gorkinin kendi otobiyografisini yazdığı bu kitapta kendi yaşamının kesitlerini bulacaksınız. Babasının ölümüyle açılış yapılan otobiyografi daha sonra annesiyle Ninji Novgorada yapılan yolculukla devam eder. Gorkinin otobiyografik üçlemesinin ilki olan Çocukluğumu, bilindiği üzere ''İnsanlar Arasında'' ve ''Benim Üniversitelerim'' takip ediyor. Sevinçler, hüzünler, eğlenceler ve aile içi kavgaların yer aldığı kitapta ayrıca dini dualar ve inanç faktörü önemli yer tutuyor. Gorkinin dedesi ve büyükannesinin kitapta baş rolde olduğunu da belirtmemiz gerekir. Rus toplumunun yaşam biçimini ve hayata bakış açısını en iyi şekilde özetleyen eser oldukça akıcı ve anlaşılır bir tarza sahip. Yazar ,olayların ve kişilerin analizlerine de yer vermiş. Gorki ayrıca duygusal yönden toplumu oluşturan bireyleri de keskin bir üslupla ele almış. Çocukluk döneminde ki çalkantılı yaşam öyküsü ilginç detaylara sahip olmakla birlikte ayrıca önemli gördüğü anılarını usta kalemiyle dile getirmiş. Kitapta kısaca umut, hüzün ,eğlence ve aile hayatının saadeti ve kavgalarıyla ,büyükannesi tarafından hoşbeş anlatılan masallara kadar dönem Rusyasın da bir çocuğun anılarını sadece okumayacak ayrıca yaşayacaksınız. Kitaptan bazı alıntılara geçecek olursak ;



''İyi yol gösteren on çalışandan iyidir''

''Kötü insanları anmaya değmez!. Tanrı görür onları ,Şeytanlar ise sever!''

''Pazardan satın alınamayacak tek şey insan sevgisidir.''

''Kendi ininde kokarca bile güzel kokar''.

''Şunu unutmayın ki Rusya da tuz ve ekmeğin olduğu yerde özgürlük olmaz''

''Önemli olan güç değil ustalık ve maharettir''

''Her ana baba günahlarını gözyaşlarıyla siler.''

''Tanrının gözü her zaman insanların üzerinde ,sopası da günahkarların tepesindedir.''

''İnsanlar yaşarlar ve bu yaşadıklarını adet edinirler ve zamanla bunları kural ve yasa olarak koyarlar''

''Asıl kuvvet hareketlerin çabukluğudur ne kadar hızlıysan o kadar kuvvetlisin''.

''Pire için yorgan yakmak akıl karı değildir!''.

''Havalar ısınınca buz bile erir, oysa ki kimi insanların kalpleri ne derece sert ve katıdır''.

''Körler kadar güzel şarkı kimse söyleyemez''

''Çinde herkes Çinlidir ... İmparatorda'' 

''Zenginin de fakirin de gideceği yer mezarıdır.''

''Boynumda madalya değilsin ki taşıyayım seni, bu evde yerin yok artık git insanların arasına karış ve ekmeğini kazan ''

Yazar hakkında;



Aleksey Maksimoviç Peşkov, (Rusça: Алексей Максимович Пешков, daha çok bilinen adı ile Maksim Gorki (Максим Горький)), (d. 28 Mart 1868 – ö. 18 Haziran 1936). Sovyet/Rus yazar, 1 Mayıs marşı'nın söz yazarı, sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü politik eylemci. Ana,Foma,Halk Düşmanı gibi eserlerin yanısıra ayrıca otobiyografik üçlemesi olan Çocukluğum,Ekmeğimi kazanırken ve Benim Üniversitelerimle ile tanınır.