sendika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sendika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çizgilerle Kapitalizmin Korkunç Tarihi
Yayın : Yordam Kitap - 146 Sayfa
Yazar : Rius
Yazar Hakkında :
20 Haziran 1934- Meksikalı çizer ve yazar. Meksika da yaşamaktadır. 81 yaşındadır. Gerçek ismi Edualda del Rio'dur..
Gönderen ukteci zaman: 8/07/2015 01:11:00 ÖS
Etiketler: çizgi, eleştiri, emek, emperyalizm, işçi, kapitalizm, sendika, sosyalizm, sömürge, stalin
Haydi 1 Mayıs'a !
1 Mayıs emekçinin belki de hatırlanabilmesini sağlayan en önemli gün. Malum ki ülkemizde ki düzenin çarkları ne yazık ki emekçilerin her geçen gün aleyhine işliyor. Bir ev geçindirmek yani kısaca aile bakmak hiç de kolay bir meziyet değil. Yaratılan emeğin gücünün azalmasıyla eş orantılı olarak değerinin de beş para etmez bir hale geldiğini görebiliyoruz. 1 Mayıs da işçi arkadaşlarımızın her zamankinden daha sıkı bir şekilde örgütlenerek daha gür bir sesle meydanlarda yer alması gerekir. Sistemin zincirlerini kırmanın en azından direnmenin en geçerli metodu bu olsa gerek. Fakat şunu da kabul etmeliyiz ki Türkiye de emekçiler gerekli şekilde örgütlenemiyorlar. Sendikal haklar tırpanlanıyor ve işveren lehine bir takım düzenlemeler getiriliyor. Anayasal bir hak olan sendika hakkı maalesef basit,sıradan ve ucuz bir uğraş olarak görülüyor. İşverenlere bu konuda sınırsız yaptırım olanağı sağlanıyor ve hiç bir yaptırımda ne yazık ki uygulanmıyor. Çalışanlar asgari ücretin getirmiş olduğu ezilmişliğin altında inim inim inliyor. Tabi bu karamsar tablo günümüz siyasi ortamı için geçerli. İleride emekçilerle birlikte öğrencilerin kuracağı yeni düzen ve siyasi konjonktür de bu tip sıkıntılar olmayacaktır. Bunun için her kesimden destek sağlanarak mesele ciddi bir şeklide siyasi bir zemine oturtulmalı. Taksim Dayanışması veya Birleşik Haziran Hareketi gibi oluşumlar gelecek için emekçi ve öğrenci lehine böyle bir düzen için umut veriyor. 1 Mayısın sadece bedensel emeğin değil ayrıca zihinsel olarak emek veren öğrenci arkadaşlarımızda bir bayramı olduğunu düşünüyorum. Öğrencilerin de bu anlamlı bayrama katılarak emeğe sahip çıkmaları gerekmekte. Ne de olsa emek ister bedensel isterse zihinsel olsun aynı amaç için insanların örgütlenerek hak aramasını sağlayan bir kavram. Bu açıdan YÖK ve benzeri baskıcı kurumlarında bu kapsamda protesto edilmesi gerçekçi olacaktır. Tiranlığın her geçen gün yükselişe geçtiği ülkemizde ki en anlamlı tepkinin adıdır 1 Mayıs. Öyle ki otoriter sistemin her tarafı kuşattığı siyaset çarkında karşıt bir sesleniştir 1 Mayıs. Ezilenlerin ve zincire vurulmuş emekçilerin direnişidir 1 Mayıs. Bir uyanış ve geleceğe daha umutla bakabilmektir 1 Mayıs. Bu açıdan bu bayram bütün emekçilerin ve öğrencilerin meydanlara akmasını gerektiren bir mecburiyet bir baş kaldırış olmalıdır. Herkesin ve her kesimin 1 Mayıs bayramı bu vesileyle kutlu olsun..
Uçurum İnsanları
Yazar : Jack London
Yayın : İletişim Yayınları - 198 sayfa
Çeviri : Yiğit Yavuz
Sosyalist kişiliğiyle bilinen Jack London bu eserinde emek kavramı üzerinden toplumsal yapı üzerinde durarak müşkül durumdaki insanları anlatıyor. Londra'nın doğu yakasında ki açlık sefalet ile ezilmişliğin yol açtığı düşkünlük üzerinde duran yazar bölgede bir araştırma ve gözlem yapmaya karar verir. Tepeden tırnağa her şeyini değiştirerek evsiz kılığında aralarına karışır.Kendi gerçek gözlemlerinin aktarıldığı kitapta ayrıca meselenin sosyolojik ve politik meseleleri üzerinde de duruluyor. İşçi ölümleri ve sefaletin pençesindeki insanların acıklı hikayeleri de ayrıca anlatılan konular arasında yer alır. Esasında London'un meselenin özüne indiğini görebiliyoruz. Sistemin köleleştirip dev bir uçurum oluşturduğu bu mahalleler aslında insanlarla beslenen bir canavara benzetilmiş. Fakirlikle birlikte kaybedilen ahlaki değerler ve kokuşmuşluk üzerine bizzat gerçek kişisel deneyimlere istinaden yazılan eser o günün şartlarında ki İngiltereyi iyi özetlemiş. Ayrıca işçi ölümleri ,işsizlik,alkolizm sorunu ve yetersiz beslenmede kamu kurumları ile sendikaların istatistikleri ile zenginleştirilmiş.Kısaca bu kitap insanlık vasıflarını kaybedip uçuruma yuvarlanan gariban,zavallı ve düşkün hayatların hikayesidir. Kitapta altını çizdiğim kısımlara gelecek olursak;
''Asker dediğin Bernard Shaw'un tabirine göre ;görünüşte ülkenin kahramanı ve vatanperver savunucusudur, fakat aslında 3 ögün yemek,barınak ve giyecek için kendini ateşe atmayı kabul eden talihsiz bir adamdır''
''İktisadi bakımdan erkekler efendilerine,kadınlarsa erkeklere bağımlıdır.Sonuç olarak koca asıl efendisine atması gereken dayağı karısına atar''
''Bir Çin atasözü der ki; Bir adam tembelce yaşarsa bir diğeri açlıktan ölürmüş. Montesquieu de şöyle demiş; Çok sayıda insanın tek bir kişiye elbise dikmek için çalışması yüzünden,bunca insan elbisesiz kalıyor''
''Alkolizmi ortaya çıkaran sosyal sebepler çözülmedikçe, alkolizm her çağ insanlığın başına bela olmaya devam edecektir''
Yazar Hakkında;
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
(Alıntı;Wikipedia)
Germinal
Maden mesleğinin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmeyenimiz yoktur.Dünyanın neresinde olursa olsun bu iş kolu tehlike ve ölüm sıralamasında başı çekiyor.Özellikle 19 yy. başlarında Fransada ki maden ocaklarının içler acısı hali dünyanın diğer ülkelerinde ki ocaklardan farksızdı. Fransız yazar Emile Zola sosyolojik etmenlerle birlikte kişi davranışlarını da analiz ettiği bu eseriyle bize tüm açıklığıyla bu mesleğin ne derece zor koşullar altında yapıldığını,açlığın can güvenliğinin önüne geçtiği bir çağ da sefil insan manzaraları sunuyor.Özellikle sanayi devriminin yeni oluşmaya başladığı dünyada maden sektörü de üretim çılgınlığıyla vahşi bir yarış sürdürüyordu.Bu yarış hızını öyle alamıyordu ki işçi ölümleri sıradan bir hal almıştı. Zolanın o dönemde eleştirel bir bakış açısıyla yerden yere vurduğu bu sistem daha sonra evrilip kapitalizm adıyla bütün dünyada insan kıyımlarına yol açacaktır.Esasında kitap sosyalist etkilerin öne çıktığı bir Fransa hayali kuruyor.Bu etkilerin bir kıvılcım gibi bütün dünyayı saracağı tezi gerçekleşmedi belki ama Zola fikirleriyle ve çizdiği insan portrelerinin gerçekliğiyle halen dünya edebiyatının seçkin yazarlarından biri konumunda.Kitap özetini ele alacak olursak;
Kitabın hikayesi esasında 19.yy başlarında Fransada ki maden ocaklarının bulunduğu bölgede geçiyor.Madene inen insanlar, onların sosyal hayattaki yaşamları genel olarak anlatılan konular arasında.Madende çalışan insan manzaralarını gerçekçilikle sunan kitap öncelikle madenin zorluklarını hikayesel bir anlatımla süslemiş.Madene inen çocuklar,ihtiyarlar ve genç kızlar ön planda yer almakla birlikte çocuk yaşta yaşanan aşklarda dönemin Fransasında ki çalkantılı yaşantı hakkında bilgi veriyor. Madene Avrupa'nın her ülkesinden madenciler gelmekte kimi çalışmakta kimi ise işi beğenmeyip konar göçer bir şekilde yolculuğuna başka yerlerde devam etmektedir.Bunlardan birisi olan kahramanımızda madene gelip işe başlıyor.Fakat diğer madencilerden farkı daha özgün düşünmesi,fikirlerini iyi ifade edebilip üslubuyla ön plana çıkabilmesidir.Tabi bunda tahsil durumununda çok büyük önemi var.Madendeki haksızlıkları ve emekçilerin sömürülmesine daha fazla seyirci kalamayan kahramanımız işçileri örgütleme işine koyuluyor. Fakirlik ile birlikte sefalet madenci ailelerin neredeyse kaderi haline gelmiş.Kokuşmuş düzenin tüm vahşetiyle üzerlerine çöktüğü aileler ise düşünme yetilerini neredeyse kaybetmişler.Madenci aileler ilk başlarda örgütlenme işine sıcak bakmazlar.Böyle bir örgütlenmenin zaten açlıkla birlikte baş gösteren içler acısı hallerini ölümle sonlandıracağını düşünürler.Kuşaktan kuşağa bu işi yapan madencilerde aynı fikirdedir.Örgütleme işi kahramanız için hiç kolay olmaz. Sendika Birliklerine yazılar yazarak sistemin nasıl bir kıyımla insanların haklarını gasp ettiğini bunun içinde bir toplantı yapılmasının şart olduğunu belirtir.Bu gibi süreçler tüm hızıyla devam ederken yazarımız bu sefer bize maden sahiplerinden kesitler sunmaya başlar.Evlerinde yaz kış rahat ve huzur içindeki zenginlikleriyle yaşayan ailelerin yaşam koşulları ve burunlarından kıl aldırmayan kompleksli yapıları anlatılır.Maden sahiplerinin evlerine gelip dilenen madencilere yeterince özen göstermediği gibi eleştirel ifadelerde yer alır.Sistemin böyle devam edemeyeceği belirtilir.Kahramanımızda toplantılara devam eder fakat karşısında muhalif bulmakta da gecikmez.Sert tepkilerle karşılaşır ve grev ile benzeri hareketlerin yine emekçilere zararı dokunacağı görüşünü belirtirler. Bu yaşamın kaderleri olduğunu söyleyen kadercilerde çıkar içlerinden.Yinede kahramanımız amaçlarını gerçekleştiremezlerse devrimin belirleyici olacağına inanır.Bu sırada madende kazalarda meydana geliyor ve ölümlerde peşi sıra devam ediyordur.Fakat tamamen çaresiz olan halkta ertesi gün bütün ölümleri unutuyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi madene inmeye devam ediyordur.Bu durum neredeyse asırlardır yaşanan basit bir hal almıştır.Çaresizlik ve fakirlik ailelerin kanını emmek için maden sahiplerine iyi bir şans tanıyordur.Sefillik ve açlıktan bir deri bir kemik kalıp ölmeyi bekleyen maden emekçilerinin de yaşamları uzun uzun anlatılır.Tabi ki kitapta araya serpiştirilmiş aşk hikayelerinden de küçük kesitler sunuluyor.O dönemde ki sosyal yaşamın tüm detayları üşenip usanılmadan yazılmış.Halkın açlıkla mücadelesi artık öyle bir hal almıştır ki aileler toplantılara katılmaya başlarlar.İçlerinden çoğu kahramanımız ön ayak olduğu harekete katılma kararı alırlar.Önce küçük grevler başlar fakat oligarşik düzen buna pek fazla imkan tanımaz.Ardından kitlesel katılımlar artar ve haliyle grevlerde daha geniş alanlara yayılır.Fakat maden sahipleri işçileri birer birer işten çıkarır ve komşu ocaklardan çalıştırılmak üzere adamlar getirtir.Grevlerden bir sonuç alamayan işçi örgütlenmeleri son çare olarak ocağı söndürmeye karar verirler.Ocağın sönmesi demek madenin kapanması eş anlamına gelmektedir.Halk geniş kitlelerle ocağa yürüyüşe geçer.Kalabalık halk ocağı söndürüp tahrip eder bu esnada askerler ateşle madencilere karşılık verirler.Tam bir karmaşayla birlikte ölümler olur fakat neticede madencilerin bu durumdan hiç bir kazanımı olmaz.Maden meselesi bir anda ülke gündemine oturur.Ayaklanma bastırılır ve maden kapatılır.En ilginci de belki fazla gaza getirilen halk bu olan bitenlerin sorumluluğunu kahramanımıza yükleyerek onu aralarından kovarlar.Bir zamanlar alkışlarla ve tezahüratlarla destek verdikleri adama en ağır hakaretleri sarf ederler.Belki iyi niyetli davranmakla birlikte sosyalist yasaları emekçilerin menfaati uğruna bir sistem dahilinde oturtmaya çalışan ve bu uğur da her türlü fedakarlığı yapan kahramanımızda eli boş dönmüş olur.Devrim başka bahara kalır ve Demir Ökçe(bkz) romanında olduğu gibi yine oligarşik düzen kazanmıştır.
Yazar Hakkında;
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransa'da natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zola'nın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransa'yı terkedip bir süre Londra'da yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davası'nın yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.
(Alıntı;Wikipedia)
Gönderen ukteci zaman: 7/04/2014 05:23:00 ÖS
Etiketler: devrim, emek, emile zola, fransa, grev, inceleme, işçi, kapitalizm, maden, mücadele, sendika, sosyalizm, sömürü
Demir Ökçe
Amerikalı ünlü yazar Jack London denince aklımıza ilk gelen eserlerin başında ''Demir Ökçe'' gelir.Dünya siyasi tarihine de bir yönüyle ışık tutan bu eserin en önemli özeliği sosyalizm üzerine yazılan ilk kitaplardan biri olmasıdır.Özellikle sosyalizmin daha yeni bir bilinçle yayılmaya başladığı dünyada Jack London en önemli sosyalistlerin başında gelmektedir.19. yy sonlarına doğru dünyada ki siyasi aktörlerin kendi ideolojilerini yayma girişimleri had safhaya ulaşmıştı.Yazar burada anlattığı konu itibarı ile de Amerikayı eserine konu ediyor. Amerika da ki sosyoekonomik durumdan çalışma koşullarına,emekçi sınıfların derin oligarşik yapıyla mücadelesi ve sendikalaşma gibi konular ele alınıyor.Edebi tarzda yazılmış bir eser olması münasebetiyle o dönemde dahi okunurluk oranı günümüze kadar hiç düşmedi.Yani ''Demir Ökçe'' popülerliğini halen savunduğu fikirlerle muhafaza ediyor.Ayrıca ufak bir tavsiye verecek olursam kitabı özellikle İş-Kültür yayınlarının çevirisinden okuyun.Kitap notlarına geçecek olursak;
Eser öncelikle sendika yöneticisi olan kahramanımızın, Martin Eden(bkz) romanından hatırlayacağınız şekliyle benzer özelliklerde genç,güzel ve kültürlü bir genç kıza aşık olmasıyla başlıyor.Her ne kadar konular farklı olsa da aşk ve mücadele yönüyle iki kitap aslında benzer ögeler taşıyor.Kız ile farklı sınıflara ait olmalarına rağmen kahramanımız konuşma üslubu ve hitabıyla genç kızın dikkatini üzerine çekmeyi başarıyor.Kızın ailesinin aristokrat bir yapıda olması ve kapitalist unsurları göz önünde bulundurması hatta bunun üstüne en önemlisi de bir iş adamı olması kahramanımızın da belirli bir safta mücadelesine başlamasına ön ayak olur.Öncelikle belirtmeliyim ki kitap belirli bir ideolojinin baskınlığı üzerine kurulmuş.Yani kitabı okurken belirli bir ideolojik propaganda yapıldığı kanısına varabilirsiniz keza yazarın diliyle kahramanımız çoğu zaman karşısındakini bayağı bir morartıyor.Girilen diyaloglara bazen üçüncü ve dördüncü kişilerde müdahil olabiliyor.Aslında bu kitap roman tadından öte o dönemde yeni yayılan sosyalizmin tüm unsurlarını okuyucusuna tanıtma gibi bir misyon edinmiş.Hem olayların içinde yüzmekle kalmıyor aynı zamanda gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmenizi sağlıyor.Sistemin insanlara ayrımcı bir şekilde yaklaşıp sömürdükten sonra bir paçavra gibi nasıl savurduğu anlatılan konular arasında.Aslında kahramanımız kızı kendine aşık ediyor hatta babası da bu kadar girişken ve nerede ne konuşmasını bilen delikanlıya hayranlık besliyor.Çalışma şartların uygunsuzluğundan tutun da uzun çalışma süreleri, sosyal yönden yetersizlikler ile kapitalist sistemin eleştirisi başarıyla yapılıyor kitapta.Para babalarının nasıl devletin yöneticileriyle,askeriyle,kiliseleriyle,basınıyla ve mahkemeleriyle ilişki kurup oligarşik bir yapı oluşturduklarını ve bu yapının halkın alt kesimini tüm vahşiliği ile nasıl sömürdüğünü açık bir dille anlatıyor.Kilisenin dini sömürü,askerin kaba kuvvet,mahkemelerin baskı aracı,basının sansür,devlet yönetiminin de insani sömürüye imza attığını ve bu kurumların sürekli içli dışlı kendi çıkarlarını gözeterek iş adamları çevresinde-yani para çevresinde- kısır bir döngüyle hareket ettiği de kitabın özünden çıkartabileceğimiz diğer bir sonuç.Emekçi sınıfın yapması gereken şeyin kendisi dışında hiç kimseyi düşünmeyen ve iliklerine kadar emen bu çarkı bozuk yapıyı devrim yoluyla değiştirmesinin bir gereklilikten öte zorunluluk olduğu da ayrı bir sonuç olarak kitabın özünden çıkartılabilir. Kahramanımızın çabaları örgütlü bir işçi sınıfı oluşturmaya zemin hazırlamak aslında. ''Örgütlü bir halkın karşısında hiç bir kuvvet duramaz'' felsefesiyle çalışmalarına devam eder.Devrim fikrini kitlelere aşılamak için toplantı üzerine toplantı yapar.Tabi ki kendi düşüncelerine sahip olmayan ve devrimin toplumsal bir yıkım olacağını söyleyenlerde çıkar.Kahramanımızın yanlış yolda olduğunu ve esasında çözümün uzlaşıda olduğu görüşünü savunanlarda vardır.Toplantıların çoğu oligarşik yapı tarafından tehlikeli bulunarak dağıtılır.Kilise sosyalizmin Tanrı yasalarına aykırı bir ateizmi savunduğunu ortaya atarak kitlelerin katılımını engellemek ister.Asker zor kullanarak bu fikri savunan önderleri tutuklar ve toplantıları kaba kuvvetle dağıtır.Mahkemeler suçlu ilan ettikleri kişileri en üst sınırdan cezalandırır. İş adamları toplantı yapan ve greve çıkan işçileri birer birer işten atar.Basın yayın organları düzen lehine kara propaganda yapıp dilediğince sansür uygular.Devlet yönetimi bütün yazılı dergi ve kitapları toplattırır.Zaten kitabın adından anlaşılacağı üzerine ''Demir Ökçe'' önüne kattığını yok eden ve ökçesini indirip kitleleri hizaya getiren-tabiri caizse koydu mu oturtan- oligarşik bir yapıdır.Çok değişik düşüncelerin şekillendirdiği insanlar kitabı ayrıca renklendirir.İş başında eli kolu kopan insanların yaşamlarına değinilir.Emekçilerin nasıl paçavra gibi atıldığı uzun uzun anlatılır ve çözüm için kapitalist düzenin yıkılıp sosyalist bir yapının oluşturulmasının gerekliliğinin üzerine sık sık atıf yapılır.Kahramanımız ayrıca bürokratlarla,generallerle,valiler ve işverenlerle uzun uzun tartışmayı tüm hararetiyle sürdürür.Devrim düşüncesini Amerikanın belirli semtlerinde benimsetir ve Chicago sokak savaşları kitabın sonunda destansı bir dille anlatılır.Tüm olağanlığıyla ve açıklığıyla sefil ve perişan halde ki işçi güruhunun acımasız oligarşiye mücadelesinin anlatımı eşsizdir.Ben özellikle bu bölümleri daha bir yoğunlaşarak ve tane tane okumanızı tavsiye ediyorum.Kitabın finalini oluşturan edebi üslub kanımca bu sahneleri anlatırken tavan yapmış.Kitabın finali maalesef işçiler için pek iç açıcı değil çünkü devlet ökçesini tüm sertliğiyle emekçilerin kafasına bir kez daha indirmiştir ve devrimde başka bir bahara kalmıştır.Yazarın devrim tutkusunu tüm dönemlerde canlı tutmayı amaçladığı için böyle bir sonu uygun gördüğünü düşünüyorum.
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22 Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
Gönderen ukteci zaman: 7/02/2014 10:56:00 ÖÖ
Etiketler: demir ökçe, devlet, devrim, işçi, jack london, kapitalizm, mücadele, oligarşi, sendika, sosyalizm, sömürü
Soma Faciası Üzerine
Somadaki facia maden işçiliğinin ne denli pamuk ipliğine bağlı bir şekilde yapıldığını bizlere bir kez daha hatırlattı.gecmisten günümüze yaşadığımiz maden felaketlerinin ne derece acilar getirdigini hepimiz biliyoruz.sermayenin önlem almak dışında her türlü rantla sömürdugu madenler calisanlara mezar olmaya devam ediyor.yeterince is güvenligine toplumca önem vermiyoruz.tedbir almasi gereken yasal mercilerde bu konuda çok duyarsız. Isverenin ise zaten umrunda değil. Birde benim anlam veremedigim madenin icinde trafonun bulunma sebebi.Disariya daha guvenli bir yerede konumlandirilabilirdi.maalesef ki somada geçmiş yillardada bir cok sefer küçük çaplı ölümler gerçekleşmiş.buna rağmen gerekiyorsa ocak gecicide olsa kapatilmaliyken bu yola basvurulmamis. Mecliste bir cok sefer soma meselesi gündeme tasinmis fakat umursanmamis.neredeyse kaza geliyorum demiş. Yetkililer ve denetleme kurumları üzerlerine düşeni yapmamışlar.Taseron isciliginde getirdiği baştan sagmacılık,ozellestirmenin getirdigi olumsuzluklarla birlesince felaketi kacınılmaz kılmış.Maalesef ki ulkemizde madene inmek intihara teşebbüs etmekle eş anlamlı neredeyse.Ucuz işçilik meselesi çözülmesi gereken en önemli meseledir.Sendikasiz bir sekilde isverene haddinden fazla kazandirma,calisana haddinden fazla kaybettirme mantığıyla işletilen bu düzen can almaya devam ediyor.emegin sömürüsü sadece calisanin cebindekini almakla kalmiyor canınada kastediyor.bolgede ciftcilik ozendirilmiyor gerekli teşvik sağlanmıyor.çaresiz kalan bölge insanı madene inmek zorunda bırakılıyor.19 yy baslarinda Fransadaki maden iscilerinin kötu yasam koşulları ve hayatlarinin anlatıldığı emile zolanin germinal romaninda emegin sömürüsü ve emegin örgütlenmesiyle birlikte direnişi anlatiliyordu.maden herseyi yutan ve doymak bilmeyen bir canavara benzetiliyordu.anlasilan aradan gecen yüzyıllarda değişen hiçbir şey olmamış.kaderden çok ihmale inananlardanim.Unutulmamali ki yuzlerce can demek sonsuza dek kaybolacak milyonlarca umut demek.soylenecek cok fazla söz yok, tüm maden iscilerimizin ailelerine sabirlar diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











