yahudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yahudi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam Coğrafyasının Makus Talihi
Ne yazık ki İsrail gibi ufak bir ülkeyle neden bunca müslüman baş edemiyor diye hiç kimse kendine sormayıp öz eleştiri yapmıyor. Meseleye sadece dini bir yaklaşımda bulunmak sorunu çözmeyip derinleştirir. Cihat edelim asalım keselim sözleri havada kalan boş laflar. Sadece tepki gösterip boykot ederek meselenin özüne inilemiyor. Bilime ve yeniliklere açık olan bir toplum olamamamız ,gelişen teknolojiyi geriden takip etmemiz ve pozitif bilimlere mesafeli oluşumuz uçurumu daha da derinleştiriyor. Medeniyetin,akıl ve bilimin önüne başka şeyler koyduğumuz müddetçe bu tablo değişmeyecek. Her dönemde olduğu gibi inançsal bir olgu olan ahireti kazanma hırsıyla ,yaşadığımız dünyayı kaybetmeyi tercih ettiğimiz müddetçe hep mağlup olacağız. İslam toplumunun geri kalmışlığının sebeplerini doğru yerde aramak lazım. Çağa ayak uyduramayıp ,uyum sağlayamayan her toplum ezilmeye mahkumdur. Özgün düşünemeyen ve gelişime kapalı toplumlar her dönem yenilmişler hatta köle edilmişlerdir. Kazanımı, çağdaşlık ve ilericiliğin aksi yönünde arayan ideolojiler başarısız olmuş ve insanlığa bir değer katmamışlardır. Atatürk'ün getirdiği muasır medeniyetler seviyesini ülkü edinme anlayışının yaşadığımız dünyada ne derece geçerli olduğu da her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Cumhuriyetin getirdiği yenilikçi ve laik eğitimin uygar toplumlara adapte olmamız da ki önemi bu yönüyle daha iyi görülmeli. Milletçe varlığımızın ve bağımsızlığımızın temel dayanağı eğitim seviyemizin gelişmesiyle orantılı olarak teknoloji ve bilimi ön yargısız ve koşulsuz kabul etmemizden geçiyor. İçe kapalı ve dünyadan izole olmuş şekilde tek dayanağını dünya gerçeklerinden uzak fikirlerde ve düşüncelerde aramak ne yazık ki coğrafyamızın kaderini kısaca orta doğudaki durumla özetlemiş oluyor.
Nefret Suçu ve Yıldız Tilbe
Yıldız Tilbe bence nefret suçuyla yargılanmalı ne olursa olsun kime edilirse edilsin etnik milliyet üzerinden edilen ırkçı ve faşist ifadeler cezasız kalmamalı.Bu tip nefret ve kindar sözler Türkiye'de de kimi zaman kimi yerlerde kelimelerle ustaca oynanarak azınlıkta kalan diğer etnik unsurlar için de kullanılıyor. Yine keza en basitinden örnek vermek gerekirse dünyada Afrikalı siyahilerde kimi zaman bu kapsamda muamele görüyor. Bu tip ifadeler toplumun bütününü yani herkesi ve özellikle mağdurlarla masumları da hedef alan çirkin sözler.Soykırım ve ölümleri kutsayan kaba ifadeler. Bir suçun günahını haksızca diğerine bulaştırma aymazlığıyla yani hatayı hata ile kapatma çılgınlığıyla söylenmiş yanlış sözler. Özellikle de çoluk-çocuk ,kadın-yaşlı herkes için ölümler iyi ve hak oldu diyerek canavarlaşan sözcükler kullanılması ileride de bu tip suçların toplumun bütününde özellikle de ülkemiz de azınlıklar üzerinde meşrulaşması anlamı taşır. Zaten nefret suçlarının var olmadığı ileri demokratik(!) yasalarımızdaki bu açık üzerinden beslenen kan emici siyasetçilerimiz çoktu birde bunların arasına sanatçılar katılmaya basladı. Siyasilerin çok kullandığı mezhepsel ayrıştırıcılıkta yine nefret söylemleriyle besleniyor.Bunun dünyada ki örnekleri gibi suç kapsamına alınması lazım. Ayrıca Siyonizm karşıtlığıyla bilinen ve İsrailin zulmünü lanetleyen Yahudilerde azımsanamayacak kadar çoktur.Şu da bilinmeli ki Hitler sadece Yahudileri değil mükemmel ırk için tehdit olarak gördüğü çingeneleri, zihinsel ve bedensel özürlülerle birlikte eşcinselleri de öldürttü.Hitler her ne kadar geçmişte her kesime soykırım yapmışsa aynısını bugün en sert ve kaba şekliyle İsrail yapıyor. Bunu kimse inkar edemez fakat bir soykırım sonucu haksızca ölen Filistinli masumlar üzerinden diğer ölen kadın-çocuk Yahudi masumlara kindarca kullanılan sözler insan vicdanına sığan şeyler değil. Birilerinin bugün yaptığı zalimlikleri tek suçu sadece kimlik taşımak olan ve diğer hiçbir şeyden haberi olmayıp bedelini geçmişte ölerek ödemiş olan masumlara yüklemek tek kelimeyle insafsızlıktır.
Tamirci
1910'lu yılların Çarlık Rusyasın da geçen bu roman Avrupa da baş gösteren antisemitizmin etkilerinin ne denli korkunç olduğunun bir ispatı niteliğinde. Yahudi yazar Bernard Malamud'a Pulitzer ödülü kazandıran bu romanın ana konusu ırkçılığın masum insanlar üzerindeki yıkıcı etkilerini iyi kurgulamasıdır. 19 yy. başlarında dünyanın her yerinde olduğu gibi Rusya'dada Yahudilerin baskı ve ön yargılı bakış açılarıyla yadırganıp ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü, ayrıca bununla da kalmayıp her türlü zulmü ve aşağılanmaya da maruz kaldığı anlatılıyor. Ön yargılı bir bakışla insanları yargılamanın büyük bir insanlık suçu olduğu vurgusu yapılıyor.Rusya da ki Yahudi nefreti üzerine yoğunlaşan kitap sadece inanç ve milliyet üzerinden kin ve hoşgörüsüzlüğün olağan şekilde devam ettiğinin altını çiziyor.Yazarın Yahudi olması belki size biraz duygusal davrandığı yönünde şüpheler uyandırabilir fakat kitap ana hatlarıyla bilinen genel bir problemi ele aldığından bu görüşte bir nevi çürümüş oluyor.Konuların anlatımının oldukça akıcı olduğu bu kitap okuyucuyu kesinlikle gereksiz ayrıntılarla uğraştırmayıp sıkmıyor.Kitap incelemesine gelecek olursak;
Roman Rusya kırsalında işsizlik sebebiyle sefalet çeken bir Yahudi'nin iş arama sebebiyle yollara düşmesiyle başlıyor.Açlık ve fakirlikten kırılan insanlar Batı Rusya ya iş bulma ümidiyle uzun yolculuklar yaparlar.Bu yolculuklar o senelerde sadece at sırtında geçirilen uzun ve meşakkatli bir uğraştır.Kahramanımızda haliyle atını alıp yollara düşer.Fakat hiç ummadığı bir şekilde yolda karşılaştığı her bireyden Yahudi karşıtı çok kötü ifadeler işitir.Çoğunun tefecilik yapıp halkı soyduğunu geri kalanında sadece kendini düşünüp hayatlarını düzenbazlık yaparak kazandığı gibi anlatımlara maruz kalır.Kimliği saklar bir vaziyette ve anlatılanlara kulak kapayarak St.Petersburg'a ulaşır.Romanda antisemitik unsurlar en üst düzeyde okuyucuya hissettiriliyor.Hakaretten aşağılamaya kadar her türlü ifadeyi ağzına alan karakterleri sıkça görmek mümkün bu kitapta.Dini ve kültürel açıdan küçümsenen Yahudiler; katil (İsanın katilleri) ve büyücü gibi ifadelerle hafife alınıyor.O dönem Rusyası Yahudilerinin, ikinci dünya savaşı Almanyasın da ki Yahudilerden zulüm görme yönünden çok da bir farkı olmadığı anlaşılıyor.Demek ki tarihin her döneminde bu alaycı ve kindar bakış açısı hiç değişmemiş.Kahramanımız St.Petersburg'da kimliğini saklayarak bir fabrikada iş başı yapar.Fakat işler umduğu gibi gitmez.Çok geçmeden fabrika yakınlarında bir çocuk katledilir.Hemen çevrede katledenlerin kan içme ayini yapan Yahudiler olduğu söylentisi yayılmaya başlamıştır bile.Yapılan soruşturmada Yahudi kimliği açığa çıkan kahramanımıza hemen suç yükleniverilir. Artık işlemediği bir suçtan sanık sandalyesinde oturacak ve suçlamaların muhatabı haline gelecektir.Yargısız infaza tabi tutulur ve çok geçmeden de hapishanenin yolunu tutar.Orada soğuk duvarlar arasında seneler geçirir, fakat bir türlü mahkemeye çıkarılmaz.Sanki birileri sırf Yahudi olduğu için onu cezalandırma yarışına girmiştir.Savcılar haksızlığı ortaya çıkaracak delilleri görmezden gelip çifte standardın en katısını uygularlar.Sanki toplum vicdanın rahatlatmak için bir Yahudinin ceza çekip her türlü eziyete maruz bırakılması gerekiyormuş gibi bir tutum takınırlar.Kitap finaline gelecek olursak kahramanımız en sonunda o kadar olup biten şeyden sonra neyse ki mahkemeye çıkarılır.Mahkemenin ne şekilde karar verdiği yazar tarafından belirtilmeden kitap bitirilmiş.Kitap finalini kanımca yazar saklı tutarak okuyucuların bütün hikayeyi okuduktan sonra kendi vicdanlarının sesini dinleyip uygun bir karar vermelerini istemiş olabilir.Ben açıkcası vicdanen kahramanımızı ilk celsede düşünce gücümle serbest bıraktım.Her birey kendi konumuna göre bir son yazabilir.Tabi çok aşırı bir Yahudi düşmanı değilseniz benim gibi düşüneceğinize inanıyorum. Pulitzer ödüllü bu eser antisemitizmin etkilerini gözler önüne sermekle birlikte daha önce incelediğimiz ''Bunlar da mı İnsan''(bkz) kitabı ile paralel yönde çıkarımlar yaparak Yahudi karşıtlığını şiddetle lanetliyor.
Yazar Hakkında;
Bernard Malamud (26 Nisan 1914-18 Mart 1986) Amerikalı roman ve kısa öykü yazarı.20 .yüzyılın bilinen Amerikalı Yahudi yazarlarının en başlarında gelmektedir.1966 yılında Çarlık Rusyası döneminde ki antisemitizm konulu Tamirci isimli romanıyla Ulusal Kitap Ödülü ve Pulitzer ödülüne layık görülmüştür.
Gönderen ukteci zaman: 7/07/2014 07:04:00 ÖS
Etiketler: antisemitizm, inceleme, rusya, tamirci, yahudi
Bunlar da mı İnsan
İkinci Dünya Savaşının getirdiği yıkımdan en çok Yahudiler etkilenmiştir.Savaşla birlikte hortlayan faşizm ve ırkçılık Avrupa halklarını vahşi bir soykırımdan geçirmişti. Hitlerin içinde beslediği Yahudi düşmanlığı ayrıca antisemitizmi de Avrupa'ya hakim kılmıştı. Naziler sorgusuz sualsiz işgal ettikleri bölgelerde yaşayan Yahudi,çingene,bedensel engelli ve eşcinselleri toplayarak toplama kamplarına sevk ediyorlardı. Kitlesel bir yok etme düsturuyla hareket eden Naziler halkları faşistçe bir kırımdan geçirdi. Yazarın ''Bunlarda mı insan'' isimli kitabı bir biyografi eseridir. Primo Levi savaş sırasında İtalya da yaşayan bir Yahudidir.Nazi birliklerinin İtalya ya girmesiyle birlikte sırf Yahudi olduğu için tutuklanarak Almanya da ki Auschwitz toplama kampına götürülür.Bu kamplarda geçirdiği zorlu ve bir o kadar acımasız günleri anlattığı eseri gerçek bir hayat hikayesidir.Kitap özetine geçecek olursak;
Nazi birlikleri tüm şiddeti ve gaddarlığı ile Avrupa'nın altına üstüne getirirken başta Yahudiler olmak üzere bir çok millet kendini savunma pozisyonuna geçirmişti.İşgal son sürat devam ediyor ve taş üstünde taş bırakmıyordu.Faşist ordular kimsenin gözünün yaşına bakmadan büyükten küçüğe herkesi katlederek yoluna devam ediyordu.Savaş acımasızlığını her haliyle Avrupa da hissettiriyordu.Haliyle de Yahudiler diken üzerinde yaşamlarını sürdürme gayretindeydiler.Bunlardan biriside yazarımız olan Primo Levidir.Kendisi İtalya da yaşayan İtalyan asıllı bir Yahudidir. Nazi yayılması başladığında Yahudi gruplarla küçük çaplı bir milis hareketine girişirler.Hem yaşam alanları hemde öz benliklerini korumak için nefsi müdafaa durumu da diyebiliriz bu milis harekatına.Fakat İtalya da ki gelişmeler istedikleri gibi olmamaktadır.Naziler tarafından kısa sürede yakalanırlar ve İtalyanın diğer bölgelerinde bulunan diğer Yahudi nüfus ile birlikte zorlu bir trenle yolculuğuyla Almanya ya doğru yola çıkarılırlar.İşte hikaye bundan sonra başlıyor. Auschwitz toplama kamplarına topluca alınırlar kadın,çocuk yaşlı demeden.Önce her bireyin saçları usturalanır.Sonra topluca bir odaya tıkılırlar.Güçsüz ve yaşlılar gaz odalarında vahşice katledilir.Gençler ile birlikte eli kürek tutanlar çalışmaya gönderilir.Çalışma esnasında yaralanıp kuvvetsiz kalanlarda gaz odaları listelerine dahil edilirler.Nazi SS subaylarının bin bir türlü kötü muamelelerinden geçirilirler.Kimisi bulaşıcı hastalıktan kimisi kötü hava şartlarının getirdiği koşullardan telef olur.Kimide kaçma girişimi sonucu yakalanıp kurşuna dizilir.Açlığın çok sıradan bir şey olduğu bu kamplarda kimsenin en küçük göz yaşına bakılmaz.Toplu bir ıslah etme politikası güden faşist ordu burada Yahudilerle birlikte, Nazi yönetimine muhalif olan Almanları da bulundurur. Ayrıca politikacılar,orduya ihanet eden subaylar vs.. gibi diğer gruplardan insanlarda yer alır.Fakat bunların içinde en kötü durumda olanlar Yahudilerdir. Antisemitizmin getirdiği kin,öfke ve nefret burada tavan yaparak hiç kimseye tolerans tanımadan zalimliğini bütün Yahudiler üzerinde hissettirmiştir.1945 yıllarının sonlarına doğru Nazi geri çekilmesi başladığında Almanlarda bu kamplardan çekilmeye başlamışlar fakat arkalarında on binlerce ölü bırakmışlardır.Şans eseri yazarımız bu vahşetten sağ kurtulmayı başaran bir kaç yüz kişiden biridir.Daha sonra hikayesini kitaplaştırmaya karar vererek bu eseri kaleme almış.Sebep olarak ta savaş esnasında bu kampların Alman halkı da dahil olmak üzere kimse tarafından bilinmiyor olmasını göstermiştir.Kitabın kısa özeti insanlığın kurtuluşunun ve barışın anahtarının yine insanların zihinleri,bedenleri ve ideallerinde olduğunun altını kuvvetle çizmesi olmuştur.
Yazar Hakkında;
Primo Levi, Yahudi asıllı İtalyan kimyager ve yazar.
Primo Levi, 31 Temmuz 1919 yılında laik ve liberal bir ailenin çocuğu olarak Torino'da dünyaya geldi. Torino Üniversitesi'nde kimya eğitimi gördü. 1943'te anti-faşist bir partizan gruba katıldı. Henüz 24 yaşındayken (1944) Kuzey İtalya'da faşist rejime karşı direnişe geçmesi yüzünden arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı ve bir milyondan fazla insanın katledildiği, Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olarak bilinen Auschwitz toplama kampı'na gönderildi.Savaş sonrası eve geri döndü.1947 yılında ilk kitabı olan Bunlar Da Mı İnsan'ı yazmaya başladı.11 Nisan 1987'de altmış sekiz yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar etti.
(Alıntı;Wikipedia)
Gönderen ukteci zaman: 7/05/2014 04:39:00 ÖS
Etiketler: almanya, antisemitizm, auschwitz, hitler, ikinci dünya savaşı, inceleme, kamp, nazi, savaş, soykırım, ss, yahudi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




