kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çizgilerle Kapitalizmin Korkunç Tarihi
Yayın : Yordam Kitap - 146 Sayfa
Yazar : Rius
Yazar Hakkında :
20 Haziran 1934- Meksikalı çizer ve yazar. Meksika da yaşamaktadır. 81 yaşındadır. Gerçek ismi Edualda del Rio'dur..
Gönderen ukteci zaman: 8/07/2015 01:11:00 ÖS
Etiketler: çizgi, eleştiri, emek, emperyalizm, işçi, kapitalizm, sendika, sosyalizm, sömürge, stalin
Burma Günleri
Yayın : Can Yayınları - 315 Sayfa
Yazar : George Orwell
Çeviri : Deniz Canefe
George Orwell'in daha önce 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli iki kitabını okumuş ve burada da kitapları hakkında bilgiler vermiştim. Orwell gerçekten İngiliz edebiyatının yetiştirdiği nadir yazarlardan biridir. Kitaplarında yer verdiği keskin zeka işi konularla dikkat çeker. Şimdi okuduğum üçüncü kitabı olan Burma Günleri de aynı konseptte fakat biraz daha içsel hayatla ilgili duygusal temalar içeriyor. Kitabın esas konusu Burmadaki sömürge döneminde arap saçına dönen siyasetle birlikte eş zamanlı gelişen aşk konusunu işlemesidir. Orwell'in bir dönem memur olarak Burmada görev yapması hikayenin gerçekçi ve doğal bir yapıda şekillenmesini sağlamış. Genel olarak hikayenin bütünü İngiliz sömürgesi altında ki Burmada sahip- köle ilişkileri üzerinden gelişen ayaklanmalar ile siyasi düzeyde ki entrikaları işliyor. Ayrıca duygusal açıdan gelişim gösteren aşkta hikayeye ayrı bir renk katmış. Kitabın İngiliz kabalığının diğer ırklara ait insanlar üzerinde ki egemenliği ve baskısı üzerinde durduğunu söyleyebiliriz. Vahşi kapitalist çarkların işleyişine birde faşistliğin bulaştığı bir ülkenin ne hale gelebileceğini siz hayal edin. Hem sefalete hemde üstüne üstlük aşağılanmaya tabi tutulan insanların hikayesi keskin bir dille anlatılmakta. Orwell, devlet kurumlarında alabildiğine devam eden rüşvet ve yolsuzluğun körelmiş sistemin açmazı olduğunun altını çizmiş. Burmanın harikulade doğası da kitapta etkileyici bir tarzda kendine yer edinmiş.O döneme ait küçük bir portre sunan eserin kendi döneminde sömürgelerde yasaklandığını da hatırlatmakta fayda var. Eleştirel bir ağla örülen hikaye, emperyalizmin bir sonucu olarak sömürge edinilen halkların yaşantıları üzerine kurulu bir ülke olan Burmada Flory isimli bir İngiliz sahibin yaşamı üzerine kurgulanmış. Orwell burada hem bu kişiliği ele alıyor hemde siyasi ortamla birlikte bu ülkeden yaşam kesitleri sunuyor. Kitaptaki kişiliklerin çok sınırlı sayıda olması kitabı karmaşıklıktan uzaklaştırıp rahat okunmasını sağlamış. Ayrıca çeviri gayet iyi seviyede.Kısacası hem aşk,hem entrika, hemde kapitalizmin yıkıcı etkisi ve faşistliğin iğrençliğiyle birlikte bir Burma havası almak isteyenlere tavsiye ederim.
"Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere'nin memuru, Burmalı'nın kollarını tutar, tüccar da adamın ceplerini boşaltır. Britanya İmparatorluğu, İngilizlerin, daha doğrusu Yahudi ve İskoç çetelerinin ticaret tekelleri kurmalarını sağlayan bir aracıdan başka bir şey değildir."
Yazar Hakkında :
George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (d. 25 Haziran 1903, Bihar; ö. 21 Ocak 1950, Londra) , 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizm'e karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. 21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş.
Gönderen ukteci zaman: 6/14/2015 08:19:00 ÖS
Etiketler: anlatı, burma, edebiyat, emperyalizm, faşizm, george orwell, hikaye, inceleme, kapitalizm, kitap, kölelik, özet, sömürge
Germinal
Maden mesleğinin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmeyenimiz yoktur.Dünyanın neresinde olursa olsun bu iş kolu tehlike ve ölüm sıralamasında başı çekiyor.Özellikle 19 yy. başlarında Fransada ki maden ocaklarının içler acısı hali dünyanın diğer ülkelerinde ki ocaklardan farksızdı. Fransız yazar Emile Zola sosyolojik etmenlerle birlikte kişi davranışlarını da analiz ettiği bu eseriyle bize tüm açıklığıyla bu mesleğin ne derece zor koşullar altında yapıldığını,açlığın can güvenliğinin önüne geçtiği bir çağ da sefil insan manzaraları sunuyor.Özellikle sanayi devriminin yeni oluşmaya başladığı dünyada maden sektörü de üretim çılgınlığıyla vahşi bir yarış sürdürüyordu.Bu yarış hızını öyle alamıyordu ki işçi ölümleri sıradan bir hal almıştı. Zolanın o dönemde eleştirel bir bakış açısıyla yerden yere vurduğu bu sistem daha sonra evrilip kapitalizm adıyla bütün dünyada insan kıyımlarına yol açacaktır.Esasında kitap sosyalist etkilerin öne çıktığı bir Fransa hayali kuruyor.Bu etkilerin bir kıvılcım gibi bütün dünyayı saracağı tezi gerçekleşmedi belki ama Zola fikirleriyle ve çizdiği insan portrelerinin gerçekliğiyle halen dünya edebiyatının seçkin yazarlarından biri konumunda.Kitap özetini ele alacak olursak;
Kitabın hikayesi esasında 19.yy başlarında Fransada ki maden ocaklarının bulunduğu bölgede geçiyor.Madene inen insanlar, onların sosyal hayattaki yaşamları genel olarak anlatılan konular arasında.Madende çalışan insan manzaralarını gerçekçilikle sunan kitap öncelikle madenin zorluklarını hikayesel bir anlatımla süslemiş.Madene inen çocuklar,ihtiyarlar ve genç kızlar ön planda yer almakla birlikte çocuk yaşta yaşanan aşklarda dönemin Fransasında ki çalkantılı yaşantı hakkında bilgi veriyor. Madene Avrupa'nın her ülkesinden madenciler gelmekte kimi çalışmakta kimi ise işi beğenmeyip konar göçer bir şekilde yolculuğuna başka yerlerde devam etmektedir.Bunlardan birisi olan kahramanımızda madene gelip işe başlıyor.Fakat diğer madencilerden farkı daha özgün düşünmesi,fikirlerini iyi ifade edebilip üslubuyla ön plana çıkabilmesidir.Tabi bunda tahsil durumununda çok büyük önemi var.Madendeki haksızlıkları ve emekçilerin sömürülmesine daha fazla seyirci kalamayan kahramanımız işçileri örgütleme işine koyuluyor. Fakirlik ile birlikte sefalet madenci ailelerin neredeyse kaderi haline gelmiş.Kokuşmuş düzenin tüm vahşetiyle üzerlerine çöktüğü aileler ise düşünme yetilerini neredeyse kaybetmişler.Madenci aileler ilk başlarda örgütlenme işine sıcak bakmazlar.Böyle bir örgütlenmenin zaten açlıkla birlikte baş gösteren içler acısı hallerini ölümle sonlandıracağını düşünürler.Kuşaktan kuşağa bu işi yapan madencilerde aynı fikirdedir.Örgütleme işi kahramanız için hiç kolay olmaz. Sendika Birliklerine yazılar yazarak sistemin nasıl bir kıyımla insanların haklarını gasp ettiğini bunun içinde bir toplantı yapılmasının şart olduğunu belirtir.Bu gibi süreçler tüm hızıyla devam ederken yazarımız bu sefer bize maden sahiplerinden kesitler sunmaya başlar.Evlerinde yaz kış rahat ve huzur içindeki zenginlikleriyle yaşayan ailelerin yaşam koşulları ve burunlarından kıl aldırmayan kompleksli yapıları anlatılır.Maden sahiplerinin evlerine gelip dilenen madencilere yeterince özen göstermediği gibi eleştirel ifadelerde yer alır.Sistemin böyle devam edemeyeceği belirtilir.Kahramanımızda toplantılara devam eder fakat karşısında muhalif bulmakta da gecikmez.Sert tepkilerle karşılaşır ve grev ile benzeri hareketlerin yine emekçilere zararı dokunacağı görüşünü belirtirler. Bu yaşamın kaderleri olduğunu söyleyen kadercilerde çıkar içlerinden.Yinede kahramanımız amaçlarını gerçekleştiremezlerse devrimin belirleyici olacağına inanır.Bu sırada madende kazalarda meydana geliyor ve ölümlerde peşi sıra devam ediyordur.Fakat tamamen çaresiz olan halkta ertesi gün bütün ölümleri unutuyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi madene inmeye devam ediyordur.Bu durum neredeyse asırlardır yaşanan basit bir hal almıştır.Çaresizlik ve fakirlik ailelerin kanını emmek için maden sahiplerine iyi bir şans tanıyordur.Sefillik ve açlıktan bir deri bir kemik kalıp ölmeyi bekleyen maden emekçilerinin de yaşamları uzun uzun anlatılır.Tabi ki kitapta araya serpiştirilmiş aşk hikayelerinden de küçük kesitler sunuluyor.O dönemde ki sosyal yaşamın tüm detayları üşenip usanılmadan yazılmış.Halkın açlıkla mücadelesi artık öyle bir hal almıştır ki aileler toplantılara katılmaya başlarlar.İçlerinden çoğu kahramanımız ön ayak olduğu harekete katılma kararı alırlar.Önce küçük grevler başlar fakat oligarşik düzen buna pek fazla imkan tanımaz.Ardından kitlesel katılımlar artar ve haliyle grevlerde daha geniş alanlara yayılır.Fakat maden sahipleri işçileri birer birer işten çıkarır ve komşu ocaklardan çalıştırılmak üzere adamlar getirtir.Grevlerden bir sonuç alamayan işçi örgütlenmeleri son çare olarak ocağı söndürmeye karar verirler.Ocağın sönmesi demek madenin kapanması eş anlamına gelmektedir.Halk geniş kitlelerle ocağa yürüyüşe geçer.Kalabalık halk ocağı söndürüp tahrip eder bu esnada askerler ateşle madencilere karşılık verirler.Tam bir karmaşayla birlikte ölümler olur fakat neticede madencilerin bu durumdan hiç bir kazanımı olmaz.Maden meselesi bir anda ülke gündemine oturur.Ayaklanma bastırılır ve maden kapatılır.En ilginci de belki fazla gaza getirilen halk bu olan bitenlerin sorumluluğunu kahramanımıza yükleyerek onu aralarından kovarlar.Bir zamanlar alkışlarla ve tezahüratlarla destek verdikleri adama en ağır hakaretleri sarf ederler.Belki iyi niyetli davranmakla birlikte sosyalist yasaları emekçilerin menfaati uğruna bir sistem dahilinde oturtmaya çalışan ve bu uğur da her türlü fedakarlığı yapan kahramanımızda eli boş dönmüş olur.Devrim başka bahara kalır ve Demir Ökçe(bkz) romanında olduğu gibi yine oligarşik düzen kazanmıştır.
Yazar Hakkında;
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransa'da natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zola'nın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransa'yı terkedip bir süre Londra'da yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davası'nın yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.
(Alıntı;Wikipedia)
Gönderen ukteci zaman: 7/04/2014 05:23:00 ÖS
Etiketler: devrim, emek, emile zola, fransa, grev, inceleme, işçi, kapitalizm, maden, mücadele, sendika, sosyalizm, sömürü
Demir Ökçe
Amerikalı ünlü yazar Jack London denince aklımıza ilk gelen eserlerin başında ''Demir Ökçe'' gelir.Dünya siyasi tarihine de bir yönüyle ışık tutan bu eserin en önemli özeliği sosyalizm üzerine yazılan ilk kitaplardan biri olmasıdır.Özellikle sosyalizmin daha yeni bir bilinçle yayılmaya başladığı dünyada Jack London en önemli sosyalistlerin başında gelmektedir.19. yy sonlarına doğru dünyada ki siyasi aktörlerin kendi ideolojilerini yayma girişimleri had safhaya ulaşmıştı.Yazar burada anlattığı konu itibarı ile de Amerikayı eserine konu ediyor. Amerika da ki sosyoekonomik durumdan çalışma koşullarına,emekçi sınıfların derin oligarşik yapıyla mücadelesi ve sendikalaşma gibi konular ele alınıyor.Edebi tarzda yazılmış bir eser olması münasebetiyle o dönemde dahi okunurluk oranı günümüze kadar hiç düşmedi.Yani ''Demir Ökçe'' popülerliğini halen savunduğu fikirlerle muhafaza ediyor.Ayrıca ufak bir tavsiye verecek olursam kitabı özellikle İş-Kültür yayınlarının çevirisinden okuyun.Kitap notlarına geçecek olursak;
Eser öncelikle sendika yöneticisi olan kahramanımızın, Martin Eden(bkz) romanından hatırlayacağınız şekliyle benzer özelliklerde genç,güzel ve kültürlü bir genç kıza aşık olmasıyla başlıyor.Her ne kadar konular farklı olsa da aşk ve mücadele yönüyle iki kitap aslında benzer ögeler taşıyor.Kız ile farklı sınıflara ait olmalarına rağmen kahramanımız konuşma üslubu ve hitabıyla genç kızın dikkatini üzerine çekmeyi başarıyor.Kızın ailesinin aristokrat bir yapıda olması ve kapitalist unsurları göz önünde bulundurması hatta bunun üstüne en önemlisi de bir iş adamı olması kahramanımızın da belirli bir safta mücadelesine başlamasına ön ayak olur.Öncelikle belirtmeliyim ki kitap belirli bir ideolojinin baskınlığı üzerine kurulmuş.Yani kitabı okurken belirli bir ideolojik propaganda yapıldığı kanısına varabilirsiniz keza yazarın diliyle kahramanımız çoğu zaman karşısındakini bayağı bir morartıyor.Girilen diyaloglara bazen üçüncü ve dördüncü kişilerde müdahil olabiliyor.Aslında bu kitap roman tadından öte o dönemde yeni yayılan sosyalizmin tüm unsurlarını okuyucusuna tanıtma gibi bir misyon edinmiş.Hem olayların içinde yüzmekle kalmıyor aynı zamanda gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmenizi sağlıyor.Sistemin insanlara ayrımcı bir şekilde yaklaşıp sömürdükten sonra bir paçavra gibi nasıl savurduğu anlatılan konular arasında.Aslında kahramanımız kızı kendine aşık ediyor hatta babası da bu kadar girişken ve nerede ne konuşmasını bilen delikanlıya hayranlık besliyor.Çalışma şartların uygunsuzluğundan tutun da uzun çalışma süreleri, sosyal yönden yetersizlikler ile kapitalist sistemin eleştirisi başarıyla yapılıyor kitapta.Para babalarının nasıl devletin yöneticileriyle,askeriyle,kiliseleriyle,basınıyla ve mahkemeleriyle ilişki kurup oligarşik bir yapı oluşturduklarını ve bu yapının halkın alt kesimini tüm vahşiliği ile nasıl sömürdüğünü açık bir dille anlatıyor.Kilisenin dini sömürü,askerin kaba kuvvet,mahkemelerin baskı aracı,basının sansür,devlet yönetiminin de insani sömürüye imza attığını ve bu kurumların sürekli içli dışlı kendi çıkarlarını gözeterek iş adamları çevresinde-yani para çevresinde- kısır bir döngüyle hareket ettiği de kitabın özünden çıkartabileceğimiz diğer bir sonuç.Emekçi sınıfın yapması gereken şeyin kendisi dışında hiç kimseyi düşünmeyen ve iliklerine kadar emen bu çarkı bozuk yapıyı devrim yoluyla değiştirmesinin bir gereklilikten öte zorunluluk olduğu da ayrı bir sonuç olarak kitabın özünden çıkartılabilir. Kahramanımızın çabaları örgütlü bir işçi sınıfı oluşturmaya zemin hazırlamak aslında. ''Örgütlü bir halkın karşısında hiç bir kuvvet duramaz'' felsefesiyle çalışmalarına devam eder.Devrim fikrini kitlelere aşılamak için toplantı üzerine toplantı yapar.Tabi ki kendi düşüncelerine sahip olmayan ve devrimin toplumsal bir yıkım olacağını söyleyenlerde çıkar.Kahramanımızın yanlış yolda olduğunu ve esasında çözümün uzlaşıda olduğu görüşünü savunanlarda vardır.Toplantıların çoğu oligarşik yapı tarafından tehlikeli bulunarak dağıtılır.Kilise sosyalizmin Tanrı yasalarına aykırı bir ateizmi savunduğunu ortaya atarak kitlelerin katılımını engellemek ister.Asker zor kullanarak bu fikri savunan önderleri tutuklar ve toplantıları kaba kuvvetle dağıtır.Mahkemeler suçlu ilan ettikleri kişileri en üst sınırdan cezalandırır. İş adamları toplantı yapan ve greve çıkan işçileri birer birer işten atar.Basın yayın organları düzen lehine kara propaganda yapıp dilediğince sansür uygular.Devlet yönetimi bütün yazılı dergi ve kitapları toplattırır.Zaten kitabın adından anlaşılacağı üzerine ''Demir Ökçe'' önüne kattığını yok eden ve ökçesini indirip kitleleri hizaya getiren-tabiri caizse koydu mu oturtan- oligarşik bir yapıdır.Çok değişik düşüncelerin şekillendirdiği insanlar kitabı ayrıca renklendirir.İş başında eli kolu kopan insanların yaşamlarına değinilir.Emekçilerin nasıl paçavra gibi atıldığı uzun uzun anlatılır ve çözüm için kapitalist düzenin yıkılıp sosyalist bir yapının oluşturulmasının gerekliliğinin üzerine sık sık atıf yapılır.Kahramanımız ayrıca bürokratlarla,generallerle,valiler ve işverenlerle uzun uzun tartışmayı tüm hararetiyle sürdürür.Devrim düşüncesini Amerikanın belirli semtlerinde benimsetir ve Chicago sokak savaşları kitabın sonunda destansı bir dille anlatılır.Tüm olağanlığıyla ve açıklığıyla sefil ve perişan halde ki işçi güruhunun acımasız oligarşiye mücadelesinin anlatımı eşsizdir.Ben özellikle bu bölümleri daha bir yoğunlaşarak ve tane tane okumanızı tavsiye ediyorum.Kitabın finalini oluşturan edebi üslub kanımca bu sahneleri anlatırken tavan yapmış.Kitabın finali maalesef işçiler için pek iç açıcı değil çünkü devlet ökçesini tüm sertliğiyle emekçilerin kafasına bir kez daha indirmiştir ve devrimde başka bir bahara kalmıştır.Yazarın devrim tutkusunu tüm dönemlerde canlı tutmayı amaçladığı için böyle bir sonu uygun gördüğünü düşünüyorum.
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22 Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
Gönderen ukteci zaman: 7/02/2014 10:56:00 ÖÖ
Etiketler: demir ökçe, devlet, devrim, işçi, jack london, kapitalizm, mücadele, oligarşi, sendika, sosyalizm, sömürü
IŞİD ve Kapitalist Ekonomi
Geçenlerde bir ekonomi profesörü Işidin bolgede otorite sağlaması Türkiyenin cikarinadir dedi. Otoritesizlik ve basibosluktansa bolgeye hakim ,kontrolü elinde tutan bir gücün olması bizim ve globalleşen dünyanın çıkarına hizmet edeceğini söyledi.Petrol fiyatlarinin artmayacagindan cunku dalgalanmalari kuresel capli aktörlerin belirledigine degindi. Dünya piyasalarinin bundan zarar gormeyecegini yani bizdede benzin fiyatlarinin oynamayacagini söyledi. Ileri ki dönemlerde bölgedeki doldurulan güç hakimiyetinden dolayi daha canli bir pazar ve ekonomik randiman gorulecegini belirtti. Adamin agzindan neredeyse para yönünden bal damliyordu. Fakat nedense ölenlerden ve katledilen çocuk ve masumlardan kisaca insaniyetten hiç bahsetmedi.Kapitalizmin sadece parayı merkeze oturttuğu bir sistemde yaşıyoruz. Öldürülen ve insan onuruna yakışmayacak şekilde infaz edilen insanlar nedense çabuk unutuluyor.Kirli bir mezhepçilik üzerine oynanan kara paranın ekonomik değeri ne olabilir ki? Kime ne fayda sağlayabilir veya iktisatın temelinde var olan mutluluğu kime yaşatabilir? Bende bu soruları yöneltmek isterdim bu şahsiyete. Paranın yarattığı profesörler ancak bu kadar cahil olabilir..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








