gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 yorum

Fethiye Gezisi

                                    

Bilinirliliği üzerine ilk aklımıza gelen şey yakın zamanda Fenerbahçeyi eleyerek ses getiren bir şehir olmasından kaynaklanabilir. Veya çoğumuz zaten bu isme aşinayız. Tatil yöreleri hatırlandığında ilk Bodrum,Marmaris ve Antalya genellikle akla gelir. Sanırım bu şehirin bir bakıma tenha olmasında bunun etkisi büyük. Geçenlerde tatil dönüşü izlenimlerimi aktarmanın faydalı olacağını düşünerek elime klavyeyi alıp bir şeyler döktürmek istedim.  İstanbuldan uçakla 1 saat gibi bir mesafesi bulunan bu tatil şehri bende çok iyi izlenimler uyandırdı. Dediğim gibi mesafe uçakla çok kısa bir sürede alınabiliyor keza otobüsle yaklaşık 14 saat. Bu açıdan kesin kez uçak kullanarak seyahat etmenizi öneririm..Ayrıca uçak fiyatları şu an otobüs fiyatlarından daha uygun. Ben gidiş dönüş 210 tl ödedim ki otobüsle gidiş dönüş ücreti yaklaşık 200 tl. Farkı siz düşünün ki 45 veya 65 tl yede uçak bileti bulabilme imkanınız yüksek olasılıklı. Özellikle Pegasus havayolları bu konuda oldukça uygun fiyatlarda biletler satışa çıkarıyor.


Ayrıca THY de sınırlı sayıda da olsa çok uygun fiyatlı biletlere sahip. Bu açıdan düşünüldüğünde kesinlikle uçak çok iyi bir seçim olacaktır. Çünkü hem uykusuz ve yorgun düşmek istemiyorsanız tek alternatif bu. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim maalesef ki bizde karayolu taşımacılığında kullanılan otobüslerde de zaten yeterli konfor yok ve pek çok sıkıntıyı beraberinde getiriyor. Konumuza dönecek olursak Fethiye ,Ovacık,Hisarönün ve Ölüdeniz bölgelerinden oluşmakta. Ben Hisarönünde kaldım. Bu bölge turistik açıdan oldukça hareketli bölge sayılır. Ölüdenize yakındır ve plaja minibüsle 5 dakikada ulaşabilirsiniz.Ovacık biraz daha geride kalır ve otel fiyatları da nispeten daha ucuzdur.Fethiye ise Çalış plajını barındırır. Fiyatlar değişken olmakla birlikte genellikle Ovacık bölgesiyle paraleldir.Merkezde genellikle yerel halk yaşar ve Türk üsulü kahveler, kebapçılar ve lokantalar bulabilmeniz mümkün. Ayrıca fiyat olarak ta daha uygundur. 12 adalara giden tekne turları buradan gerçekleştirilir.Çok daha kalabalık ve hareketli bir yer olmakla birlikte geceleri turistik açıdan diğer yerlere nazaran daha sığ ve tenhadır. Otogar ve ulaşım araçları-havayolu dahil- buradan kalkar ve Ölüdeniz gibi yerlere yolcu taşır. Taşıma bedeli 5 tl olarak belirlenmiş ki bana oldukça pahalı geldi. İstanbulda öğrenci olarak 1 liraya giden biri olarak oldukça külfetli yolculuk ediyorsunuz.


Ayrıca yaz ayları her daim kalabalık olan minibüslerde ulaşım oldukça sıkıntılı. Turistlerin çoğunun minibüs kullandığını düşünecek olursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Plaj olarak Ölüdeniz ve Belcekız plajları yanyana bulunur. Belcekız ücretsiz olmasına karşın Ölüdeniz tabiat parkı paralıdır. Ayrıca şezlong ve şemsiyeye de ayrıca para ödüyorsunuz. Giriş ücreti öğrenci 3, normal 6 tl idi. Şezlong 8 şemsiyede 8 olmak üzere toplamda 16 tl.İçeride ki kafedede fiyatlar çok uçuk. 0.50 tl lik suyu 2 tl den satıyorlar ki diğerlerini siz bu orana göre tahmin edebilirsiniz. Ölüdeniz bölgesinde bulunan Azda Market normal fiyatlardan(piyasa) satış yapıyor. Bunun dışındakiler pahalı satış gerçekleştiriyorlar. Bu arada etkinlikler olarak Yamaç paraşütü, tekne turları ve safari en çok tercih edilen aktiviteler. Paraşüt 250 tl diğerleri de 50 tl civarı gerçekleştiriliyor.Ben koylar turu, 12 adalar turu ve Dalyan turlarına katıldım.


Koylar turu saat 11.00 da başlıyor 18.00 a kadar sürüyor. Bir çok koya uğrayan tekne size oldukça iyi süreler yüzme olanağı sunuyor. Kelebekler vadisine bu tur ile gidebilirsiniz. Kelebekler vadisinin plajı çakıllı ve ben kirli buldum. Her gün yanaşan onlarca teknenin bu kirliliği yarattığını düşünüyorum. Ayrıca Kelebekler Vadisinin adını alan yeri ziyaret etme olanağınız var bunun için 5 tl ödemeniz gerekiyor.20 dk geliş ve aynı süre zarfı dönüşle 40 dk yı buluyor. Görünen şey ise sadece dağdan akan incecik bir su. Oldukça soğuk akıyor. Bunun dışında göreceğiniz başka hiç bir şey yok. Ardından tekne bir çok koya uğruyor ve burada demirliyor. Sizde dilediğinizce yüzüyorsunuz.Yaklaşık 5-6 koy geziniliyor. Ögle yemeğinde ise size seçiminize göre tavuk ve balık sunuluyor. İçecekler ise ekstra. Yani acentaya ödediğinizin dışında para ödemeniz gerekmekte.Fiyatlar pahalı ki bir bira 12 tl idi.Bunun dışında 12 adalar turunda 4-5 koya ip atılmakta. Zeytin adasını görmenizde fayda var zira Cem Uzandan alınıp Zorluya satılmış. Özel mülke satılan tek adaymış. Zeytin ağaçları adaya hakim. İsminide sanırım buradan alıyor.Bu tur 09.00 da başlayıp 18.30 a dek sürmekte.Daha uzun bir yolculuk sizi beklemekte.


Yamaç paraşütü Babadağdan gerçekleştiriliyor.1800 metre yükseklikten Ölüdeniz ve Hisarönü manzarası muhteşem.Ayrıca isteğe bağlı olarak atlayış esnasında hatıra olması açısından video çekilerek size teslim ediliyor.Dalyan turunda ise otobüsle alınıp önce Dalyana oradan ise tekneyle Dalyan nehri geçiliyor.Burada kaya mezarlarını görmek mümkün. Ayrıca mavi yengeç yenebilir.Tabi ki çamur banyosunu söylemeden geçmek olmaz. Daha sonra dünyaca ünlü iztuzu plajında yüzebilirsiniz.Diğerlerine nispeten 10.00 dan sonra dalgalı olmakla birlikte caretta caretta kaplumbağalarının yumurtaladıkları plajmış. Boylu boyunca uzanan kumsalı tamamen ince kumdan oluşuyor ve plajı muğla üniversitesi işletiliyor. Ulaşım sadece tekneyle ve karayoluyla yapılabiliyor.Dönüş yolunda kardakçı koyunda fotoğraf molası verdik. Fethiye genel olarak güzel yerlere sahip. Saklıkent ve patara bunlar arasında.


Ayrıca Faralyaya ve Kayaköye minibüsler kalkmakta.Kabak koyuda ayrıca görülmesi gereken yerler arasında. Bunların dışında At binmek, Marmaris turları gibi aktivitelerde var. Hisarönünde büyük bir lunapark yer alıyor. Çin restorantları bir çok yerde çok çeşitli.Bunların dışında 3D eğlence araçları, teleskop izleme,resim çizdirme,el sanatları gibi sokak arası faaliyetlerde yaygın.Gece hayatında da çakma Elvis ve Michael Jackson izlemek mümkün.Gelen turistlerin bir çoğu İngiliz. Zaten burası zamanla sıradan bir İngiliz kasabası haline bürünmüş durumda. Yerel halkın kazancı tamamen turizm üzerine kurulu işliyor. Otel işletmelerini her yerde görebilmeniz mümkün. En olmadık sıradan bir yerde bile karşınıza pansiyon veya otel çıkabiliyor.Bu açıdan gittiğinizde bütçenize uygun apart veya pansiyon tarzı bir yer bulmakta güçlük çekmeyeceğinize emin olabilirsiniz. Ben kalabalıklıktan uzak sıradan ve doğa ile iç içe bir tatil geçirmek istiyorum diyorsanız diğer güçlü alternatiflerin dışında Fethiyeyi de gözden uzak tutmayın derim.

0 yorum

Ayasofya Gezisi ve Gizemli Tarih


İstanbul baştanbaşa tarih kokan bir şehir.Özellikle altınboynuz dediğimiz eski İstanbul bu konuda eşsiz bir öneme sahip.Geçenlerde bu bölgeye yaptığım gezi notlarımı paylaşmak istedim.Ayasofya ve çevresini oluşturan tarihi doku günümüzde restore çalışmalarıyla varlığını sürdürüyor.Öncelikle izlenimlerime göre oldukça titizli ve gayretli bir çalışma yapılıyor.Günümüz teknolojilerinin elverdiği ölçüde başarılı sonuçlar elde edilmekte.Bizans döneminden kalan mozaiksel bazı resimler zamana birazda olsa yenik düşsede mükemmel kalmış.Özellikle Osmanlının cami olarak kullandığı dönemde bu gravür ve tasvirlere dokunmamış olmasınıda etkileyici buldum.Eserlerden çok bu davranış bile tarihi kültüre duyulan saygının bir ifadesi olarak bende şaşkınlık yarattı.Günümüzde bile özellikle katı İslami değerler üzerine kurulduğu iddia edilen bazı yönetimler bile binlerce yıllık kültür mirası eserleri put vs.. gerekçelerle yok ettikleri bir dönemde,beşyüz sene önce ki anlayış gerçekten takdire şayan bana kalırsa.Resimlerin görsel olarak görünümünü değiştirmek amacıyla dini literatür gereği üzerleri alçıyla kapatılmış.Cami olarak vasfını uzunca bir süre sürdürmüş.Özellikle Fatih döneminde katedralin camiye dönüştürülme işlemi minarelerinde dikilmesiyle bitirilmiş.Bir çok menkıbe anlatılırki sonra onlara değineceğiz.Öncelikle daha eskiye gidecek olursak yapının adı kutsal bilgelik manasına geliyor.M.S. 300 yıllarını kapsayan konstatin döneminde inşaa ediliyor.Bir çok sefer deprem,yangın,tabi afet vs.. gibi sebeplerle bir çok kere yıkılıp tekrar yapılıyor veya onarılıyor.Doğu Romanın en kutsal yeri kabul edilmekle kalmayıp imparatorların taç giyme merasimleride burada yerine getiriliyormuş.Ayrıca Hristiyanlık gibi bir dinin ilk kurumsallaşmış-sembolleşmiş yapıtıdır.Ayrıca şu an Türkiyenin dört bir tarafına dağılmış aynı isimli bir çok ibadethanede mevcut.Bunlardan birisi 1200 yılındaki latin işgali sırasında İstanbuldan kaçıp Trabzona yerleşen(Pontusun temellerini atan) bir Rum ailesinin yaptırdığı Ayasofya Kilisesidir.Neyse konuyu çok fazla dağıtmamak gerekirse latin işgali konumuza vakıf olan Ayasofya Kilisesine çok zarar veriyor.İsa döneminden kalan kutsal kasesininde latin işgali sırasında kaybolduğu rivayet edilir.Ayrıca dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Zeus heykelininde yine Ayasofyada çıkan bir yangınla binayla birlikte yok olduğu kabul edilir.Şunuda söylemek gerekirki bir çok kutsal kabul edilen objenin-özellikle ahit sandığı-Ayasofyanın altından geçen tünellerdebulunduğu rivayet edilir ki keza zate bazı bölümlerinde kilitli olduğunu-ziyarete kapalı-görebilirsiniz.Tabi bunlar rivayetten öteye geçmeyen iddialar.Ne derece doğru olduğunu bilmiyoruz.Fakat Haliçe kadar giden bir tünelin varlığında söz edilirki yerebatan sarnıçını gördükten sonra bu olasılık hiçte düşük değil bana kalırsa.


Osmanlı dönemi menkıbelerine gelecek olursak Hızır peygamberin Ayasofyanın yönünü kıbleye doğru döndürdüğüne inanılan terleme sütununu görmüş olmalısınız.Oldukça ziyaretçi çeken ve içeride fotoğraf çektirmek için bile sıra oluşturan bir obje konumunda.İşyerimde Hamit arkadaşımla gittiğimde içeride iskeleler kurulmuş ve kubbe kısmında resterasyon çalışmaları tüm hızıyla devam ediyordu.Ayrıca Mimar Sinanında kendi döneminde burayı tamir ettiğini belirtmemizde fayda var.Konuyu fazla dallandırıp budaklandırmadan yapının mimarisinede biraz değinmek istiyorum.Kubbe içeren bir ibadethane olması bakımından camilerede rol model olmuş bir yapıdır.Camilerin kubbeli tarzda yapılması Ayasofyadan örnek alınmıştır.Zaten eski Bizans mimarisiyle inşaa edilen kiliselerde kubbelidir.Tekrar gezimize dönecek olursak ilk girişte 30 tl gibi bir ücret ödemeniz gerekecek.Daha cazip olması-bir senelik- bakımından 40 tl ye müze kart almanızı öneririm.Bana kalırsa bilet fiyatı oldukça yüksek zira içerideki çay bahçeleride bir o kadar astronomik düzeyde.Müzenin girişinde uzun kuyruklar oluşuyor ve ziyaretçilerin neredeyse yüzde doksana yakınıda yabanı turistlerden oluşuyor.Müze oldukça geniş bir alana kurulmuş.Ön girişte 1935 te-keza müzeye dönüştürüldüğü tarih- ortaya çıkarılan oniki havariyi simgeleyen kuzu şekilli heykelleri görmek mevcut.İmparator kapısından içeri girdiğinizde karşınıza geniş avlu çıkıyor.Bu avluya çıkmadan önce eski dönemlerde yaşamış bir Bizans kraliçesinin lahit şeklinde yapılmış mezar taşını görebilirsiniz.Kapılarda haç motifleri halen duruyor.Avlu tek parça beyaz mermerlerle kaplı ve zemin çok düzgün değil.Avluda İmparatorların taç giyme yeri ve yine Osmanlı döneminde kütüphaneye dönüştürülmüş bir alan var.Terleme sütunuda bu bölümde yerini almakla birlikte ayrıca hat sanatları sergileniyor.Hamit arkadaşımla burada bir çok fotograf çektirdikten sonra ikinci kata uzunca bir yoldan çıkılarak ulaşılabiliyor.Bu yolun bazı kısımlarında dini açıdan önem taşıdığına inandıkları kişilerin mezarları yer alıyor.İkinci katın duvarlarında İsa,Yahya ve Meryem motifleriyle süslenmiş eşsiz mozaikler mevcut.Ayrıca kubbeye kanatlı melek resimleri işlenmiş.Hepsi resterasyonla kazandırılmış eşsiz dünya kültür mirası kabul ediliyor.Bunların dışında dışarıdan giriş yapabildiğimiz vaftiz havuzuda görülmesi gereken bir eser.
Padişah türbelerde yine bu yerleşke içerisinde bulunuyor.Türbeyi arkadaşım Hamitle yaptığım gibi sizde ziyaret edebilirsiniz.Bunun için ayrıca bir ücret ödemenizde gerekmeyecek :) .Şu an ki görünümü ve içerisinde bulunan kültürel değerleriyle yapı tam olarak bir müzedir.Sadece müze olmaktan ziyade dışarıdan girilebilen ve yerleşke sınırlarına dahil küçük bir bölüm 1991 yılından beri cami olarak hizmet vermekte.Ayasofya Cami olarak isimlendirilmiş bu ibadethane küçük çaplı.Biraz belki konumuzun dışında olacak ama önemli bir mesele olduğu için değinme gereği duyacağım bir konu var.Malum ki uzun bir dönemdir zaman zaman bu yapının camiye dönüştürülmesi gerektiğine inanan bir kısım insanın seslerini yükseltme girişimleri oluyor.Ayasofyayı camiye çevirmek isteyen kesimin Ayasofya Cami diye bahsettiğim bu ufak çaplı yapıya gelip ibadet yapmamasını anlamak zor keza bizim gittiğimizde topu topu sadece 30 kişi ibadet ediyordu :).Doğru dürüst cemaatin bile olmadığı bir yerde böylesi önemli Dünya kültür mirası kabul edilmiş tarihi bir şaheseri kişisel kompleksler uğruna camiye çevirmek istemek ne derece mantıklı anlayabilmiş değilim.Bunu sorgulamak gerekiyor.Birde olayın sosyo ekonomik boyutunu hesaba katarsak o çevrede yaşayan insanların ve özellikle esnafın gelir kaynağının ne boyutta olduğunu görebiliriz.Dünyanın dört bir tarafından gelen turistlerin ekonomiye kattığı değeri saymıyorum bile çünkü gördüğüm kadarıyla boğaz köprüleri bile bu kadar hasılat elde etmiyordur.Açıkcası müze olarak kalması taraftarıyım.Zaten İslam dini açısındanda bakıldığında içeride ki objelerin ibadete uygunluk sağlamadığı görüşündeyim.Dışarıdan bir bakış açısıyla ön yargılı yorum yapanları anlamıyorum.Onlara tek tavsiyem bir kerede olsa böyle önemli bir şaheseri kulaktan dolma önyargısal tutumlarla değilde gidip birebir kendi gözleriyle görüp ziyaret ettikten sonra olumsuz algılarını tekrar gözden geçirme yoluyla gerçekleri kavrayacakları inancını taşıyorum.Hamit arkadaşımla yaptığımız maneviyata yolculuk turumuz çektiğimiz güzel fotoğraflar ve tarih kokan atmosferin üzerimizde bıraktığı etkilerle son buldu.  

0 yorum

Bodrum Gezisi ve Efes Antik Kenti


Ülkemizin tatil yerleri aklımıza ilk geldiğin şüphesiz Bodrum baş sırada gelir.Antik adı Halikarnas olan Bodrum, tatil amacına dönük olarak ilk cumhuriyet yıllarından itibaren bilinmeye başladı.Daha sonra yazar ve şairlerin uğrak mekanı haline gelen bu belde tercih edilen yerler bakımından ilk sırayı almıştır. Özellikle yaz aylarının getirdiği rehaveti atmak için tatil insanlar için gerekli bir aktivitedir. Stres ve günlük yaşamın monotonluğundan sıyrılmanın en başlıca yolu iyi bir tatil evresi geçirmektir. Ayrıca soğuk ülkelerden ülkemize gelen turist yoğunluğunu da hesaba katarsak turizm kendi içinde bir çok dala ayrılmış bir şekilde insanların geçim kaynağı olmayı sürdürmektedir. Geçmişten günümüze ülkemizin jeopolitik konumu itibariyle turizm cenneti olması kaçınılmaz bir hal almıştır.Temel olarak tatil yapmak pratikte sadece denize girmek olarak algılanmamalıdır.Özellikle tarihsel olarak geçmiş medeniyetleri barındıran bir konumda yer alan Anadolu ''kültür turizmi'' olarak adlandırılan bir tatil anlayışınıda beraberinde getirmektedir.Kapadokya,Efes Antik kenti,Meryem Ana Evi,Roma döneminden kalan tiyatrolar hepsi bunlara çok güzel örneklerdir.Ayrıca özellikle Fethiye bölgesinde gerçekleştirilen yamaç paraşütü aktiviteleride unutulmamalıdır.Deniz sporları,rafting vb.. dallarda ayrıca aktiviteleri çeşitlendirmektedir.Doğa koşulları ve dört iklimi barındıran bir kuşakta bulunmamızda her yönden turizmden ekmek yiyen insanlarımız için bir nimettir.Kısaca genel hatlarıyla bu konuya değindikten sonra asıl konumuzu teşkil edecek olan Bodrum gezi notlarımız geçiş yapabiliriz.Bodrum gerek ulaşım gerekse eğlence mekanlarının bir arada bulunduran nadide tatil muhitlerinden birisidir. Özellikle yaz aylarında turist patlaması yaşayan bu ilçe her yönden turistik ihtiyaçları karşılamakta. Gerek demin belirttiğim tarzda kültür turizmi,gerek deniz sporları branşları gereksede eğlence konusunda diğer beldelerden bir adım öndedir. Aynı şeyi doğal güzellikleri için söyleyemeyeceğimi de belirtmek isterim. Özellikle nezih ve sakin ayrıcada doğayla içiçe bir yer arayan turistlerin ihtiyaçlarını pek karşılamayacak bir yer bana kalırsa.Bodrum daha çok eğlence düşkünü insanlar ve sadece bu amaca hizmet eden barlarıyla ünlüdür.Ayrıca kendi içinde yer alan bir çok semtide ayrı özellikleri nispetinde ayrıcalıklıdır.Bunları ayrı ayrı sayacak olursam...

Gümbet;Bodrum merkeze sadece 10 dk lık minibüs yolculuğuyla gidilebiliyor.Merkeze en yakın semtlerden birisidir.Eğlence mekanlarıyla ve çılgın gece yaşamıyla bilinir.Yanılmıyorsam adını hatırlamadığım ve barlar caddesi üzerinde bulunan iki gece kulübü ünlüydü.Bunların dışında bir çok bar bulunmasına rağmen bunların çoğu sıradandır.Sıradan kategorisine soktuğumuz bu yerler kendi garsonlarını çıkartıp oynatarak turistleri eğlendirirler.Ben gittiğimde burada sahilde yer alan Otel Nagide kalmıştık.Denize sıfır bulunan bu otel havuzu ve diğer hizmetleri bende olumlu izlenimler uyandırmıştı.Ayrıca şunuda belirtmemde fayda var ki Gümbet sahilleri ve özelliklede denizi aşırı bulanık ve kirli.Her ne kadar mavi bayrak asılmış olsada kanımca çok fazlada itibar edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.Sadece deniz amacı güden tatilciler için burası hayal kırıklığı yaratabilir.Gece sahil boyunca plaja kurulan ışıklar eşliğinde yemek yiyebilirsiniz.Genellikle Bodrumun heryeri gibi burası oldukça kalabalıktır.

Bitez;Bodrum merkeze 25-30 dk lık bir mesafede bulunur.Sığ,temiz ve berrak plajıyla bilinir.Akşamları tenha olur ve o aşırı ve sıkıcı kalabalık görülmez.Eğlence yerleri sınırlıdır.Plajı mavi bayraklıdır.Ben özellikle sadece deniz amaçlı gidecek tatilcilere Bitezi öneririm.Bunların dışında yeşil alanlarıda oldukça fazladır.Bodrumun diğer yerleri baz alınacal olunursa yozlaşma en asgari seviyededir.

Turgutreis;Bodrum merkeze 35-40 dk lık bir mesafede yer almaktadır.Özellikle merkezde bulunan plajı temizdir.Eğlence yerleri Bodrumun herhangi bir yeri gibidir.Özellikle deniz feneri ve sahil kesimleri gezilmeye değer.Bunun dışında genellikle orta yaşı geçmiş,sessizlik ve sakinlik isteyen kesim tarafındanda tercih edilebilmektedir.

Yalıkavak;Bodrum merkeze 40-45 dk lık mesafede bulunur.Genellikle hitap ettiği kesim daha seçkin ve daha farklı bir tatil geçirmek isteyen tatilcilerce tercik edilir.Yer yer bulunan plajları bakımlı ve temizdir.Doğal bitki örtüsü ve villalarıyla bilinir.Kalabalıklık ve yozlaşma görülmemekle birlikte bu muhitin otelleride diğerlerine göre oldukça yüksektir.Ayağını yorganına göre uzatmak isteyen tatilcilerin uzak durmasını tavsiye ederim.Ayrıca genelleme yapacak olursak tatilciler için pahalı bir semt olma özelliği taşır.

Bodrum Merkez;Bodrum denilince ilk akla gelen merkezdir.Özellikle marinası ve kalesiyle bilinmektedir.Bodrum kalesi içinde bir çok arkeolojik deniz batığının,testilerin ve diğer objelerin bulunduğu bir yarı açık müzdir.Ayrıca içerisinde Şişecamın desteğiyle kurulmuş arkeolojik cam eserleri sergilenmektedir.Bodruma hakim bir yerde bulunan kaleden bodrumun eşsiz fotoğraflarını çekebilirsiniz.Tarihsel geçmişini hatırlayamayacağım kale ,gerçekten bu yönüyle sıradan bir kale olmaktan çıkmakta ve tam manasıyla müze işlevi görmektedir.Merkez diğerlerine kıyaslandığında açıkcası çok fazla bir avantaj sunmuyor.Sahilinde bir çok kafe ve restoranda sahip.Ayrıca daha önce bahsettiğim yat marinası mevcut.Şehire ayak bastığınız otobüs terminali burada bulunuyor.Ayrıca her köşe başında banka şubeleri ve bankamatikler dikkatimi çekmişti.Köşe başlarında satılan kaktüsün meyvesi meşhurdur burada.İncire benzeyen bu meyve yararlıdır fakat fazla yenmemesi tavsiye ediliyor.Tatilciler her daim buradan para çekiyorlar ve tabi pahalılıktan para dayandıramadıkları bir gerçek :).İsterseniz buradan tekne turlarıyla adalar ve mavi turlara çıkabiliyorsunuz.Saat 10.00 gibi başlayan bu turlar 17.00 a kadar sürüyor.Teknenin demirlediği koylarda yarım saate yakın dilediğinizce yüzebiliyorsunuz.Öğle yemeğinizi teknede yiyorsunuz.Bunun dışında ekstradan yediğiniz ve içtikleriniz ayrıca ücretlendiriliyor.Tur fiyatı ben gittiğimde 25 tl idi.Muhtemelen değişik tur şirketleri değişik fiyat uygulamaları gerçekleştiriyor.


Efes Antik Kenti;Efes Antik kenti için tur şirketleri burada ayrıca hizmet veriyor.Bu turunda ücreti ben gittiğimde 70 tl civarıydı.Efes Antik kenti bilindiği üzere İzmir-Selçukta bulunmakta.Otobüslerle yaklaşık 5 saat kadar sürüyor.Birde üstüne yolculuk esnasında anlaşmalı incik boncukcular da satış amaçlı verilen molalar eklenince yolculuk daha bir çekilmez oluyor. Özellikle burayı ziyaret edecek ziyaretçilerin yanlarında su bulundurmaları ve muhakkakki şapka takmaları tavsiye ediliyor.Çünkü oldukça geniş bir alanda bulunan bu kentte ihtiyacınızı karşılayabilecek hiç bir şeyin satılmıyor olması gösterilebilir.Tur şirketine göre değişiklik gösterebiliyor fakat müşteriler farklı fiyat politikalarıyla aynı otobüste seyahat ediyorlar :) Özellikle otelden tur bileti alan tatilciler tabiri caizse birazcık daha fazla kazıklanıyorlar.Otobüste eğer sohbet esnasında tesadüfen mevzu bahis konu açılırsa bunun farkına varabiliyorlar.Tatilcilere tavsiyem özellikle otellerinden tur bileti almamalarıdır.Dışarıdaki tur şirketleri bunları daha cazip ve rekabetçi fiyatlardan satıyorlar.Her neyse Efes Antik kentine yeniden dönecek olursak kısaca buradaki helenistik dönem kalıntıları oldukça dikkat çekicidir.Özellikle tuvalet amaçlı yapılan ve alttan kanalizasyon teşkilatı bulunan-günümüzde dahi ülkemizde ilkel metodları düşündükçe-yapı dikkatimi çekmişti.Ayrıca kentte bulunan opera binası eski helenistik dönemde meclis olarak seçkinler tarafından kullanıyormuş.Pazarın kurulu bulunduğu alan ve Efes deyince ilk akla gelen tapınaklar buranın görülmesi gereken bir yerleri olarak özetlenebilir.Ayrıca Nike olarak bilinen simgenin ilk halini görünce şaşıracaksınız.Tapınağın üstünde yer alan ve yerebatan sarnıçında da bulunan Tanrıça Medusa mozaiğide görülmesi gereken objeler arasında yer alıyor.Güya buraya gelen kötü niyetli kişileri gözlerinden çıkan kıvılcımlarla taşa dönüştürdüğüne inanılıyormuş.Aslında kötü bir Tanrıça ama kenti koruyan bir Tanrıça niyetine kötü niyetli kişileri korkutma amaçlı kullanılan tasvirleri var. Efes Antik kenti şu an bile kazıları ve resterasyon çalışmaları devam eden bir yer.Blok blok ve sütun sütun tespit edilip çıkarılan parçalar aslına uygun şekilde sanki bir yap boz misali tekrar oluşturulmaya çalışılıyor.Tabi arada bazen bulamadıkları eksik parçalarda olabiliyor.Bunların yerine kendi oluşturdukları parçaları kullanıyorlar aslına uygun olmak koşuluyla.Kentin kurulma hikayeside ilginçtir ki kısaca değinecek olursak kenti kurmakla görevli olan keşiş o dönemin büyücüsünden bir nişane istiyor.Büyücü ise ona avlandığı yerde ne zaman bir domuzla balık görse oraya şehri kurmasını söylüyor.Keşiş olan kişide şu anki bulunduğu yerde domuzla balığa rastladığından şehri burada inşaa ettiriyor.Fakat ilginçtir ki şehir eskiden bulunduğu mevkinin şu an çok uzak bir yerinde bulunuyor.Zamanla meydana gelen heyelanlar,depremler ve tabi afetler şehri denizden uzaklaştırmış.Şehir denizden uzakta bulunuyor ama bir zamanlar deniz kenarında bulunuyormuş.Ayrıca buraya gelmeden öncede deprem,salgın hastalıklar vs.. gibi sebeplerle başka bir yerde bulunuyormuş.Daha sonradan kralın emriyle bir kaç sefer yer değiştirmiş.Kısacası Antik kentin anlatılacak daha çok bu çeşit hikayesi var.Gideceğiniz iyi bir tur rehberiyle daha çok bilgi sahibi olabilirsiniz.Kısacası benim Bodrum ve Efes Antik kenti izlenimlerim kısaca bu bilgilerden oluşuyor.Ayrıca uzun bir otobüs yolculuğu yapmak istemeyenlerdenseniz Bodruma uçak seferleri ile ulaşmanızı tavsiye ederim.Otobüs yolculuğu oldukça sıkıcı ve yaklaşık 12-13 saat kadar sürüyor.Yinede istediğiniz verimi tam olarak elde edebilmek için nasıl bir tatil geçirmek istediğiniz önemli.Buna karar verip ona göre şekillendirebileceğiniz bir planınız olsun.Kısacası tatili sadece eğlence,deniz-kum ve güneşten ibaret görmeyenlerdenseniz Bodrum tatili beklentilerinizi çok fazla karşılamayacaktır.Bu kriterleri gözeterek seçminizi yaparsanız oldukça memnun kalacağınızdan eminim.Şimdilik Hoşçakalın...

0 yorum

Toplumsal Uzlaşının Sırları



Haklı gerekçelerle yapılan eleştirel yorumları hazmetmesi gerekirken her işine gelmeyene ve duymak istemediklerine gereksiz tepki göstermek ne derece devlet adamlığına sığar bilmiyorum.Eleştirel görüşler kabul edilebilir gerçeklerdir.Erdoğan,eleştiriyi kabul etmeyen ve her daim herşeyi eleştirmekten geri durmayan ve kibirli tavırlarıyla ortalığı toz duman etmek isteyen bir anlayışı simgeliyor. Karşıt görüşlü eleştirilere taammülsüz bir yaklaşım biçimi sergilemekten sıkılmamışa benziyor.Benim şaşırdığım bir noktada tek hareketle Cumhurbaşkanı dahil herkesi peşine takabilmesi.Herkesin kabul etmesi gereken tek kutuplu bir devlet yönetimi anlayışı var.Bir kişinin edep sınırlarını aşan tepkisi diğerlerini de aynı oranda tepki göstermeye mecbur kılıyor.Kendi gibi düşünmeyen her türlü muhalif ve entellektüel kesimi sindirme gibi hastalıklı bir tavrı kendine layık görüyor.Düşünce ve fikirlerden ziyade triplerin,tavırların,kabadayılığın ve van minütlerin yüceltildiği bir toplumda yaşıyoruz.Yanlış davranışlarda toplumsal aynamızı yansıtıyor.Bu kadar özgüven içinde yaptığı çıkışların sebebi ise kitlelerin hangi karakterli lideri destekleyeceğini iyi analiz etmesidir.Bu soruna,maalesef toplumca eski Osmanlıdan gelen tek adam hegemonyasını aşamamamız gösterilebilir.Tek adama boyun eğme,minnet etme gibi eski geleneksel anlayış genlerimizden silinmemişe benziyor.Oysaki modern demokrasilerde kitleler her daim bu tip antidemokratikleşen-diktalaşan-yapıları kabul etmiyor.Zamanla olgunlaşan ve her kesimi saran ve baskı altına alan bu yapının varlığı günümüz batı demokrasilerinden mümkün değil.Sadece bize özgü ve insanımızın karakterini yansıtan bir yönetim anlayışı var maalesef günümüzde.Yönetim anlayışının düzelmesi için herşeyde olduğu gibi bir bedelin ödenmesi gerektiğine inanıyorum.Belki batı bu bedeli 2.Dünya Savaşında fazlasıyla ödedi.Monarşik ve faşist düzenler bir daha kurulamamak üzere yıkıldı ve yerine küreselleşen manada bir evrensel demokrasi anlayışı yerleşti.Günümüz Türkiyesin de ise bu adımları belkide geniş çaplı bir şekilde ilk kez Gezi olayların görüyoruz.Sokaklarda aranan hak mücadelesiyle bu yolda önemli bir adım gerçekleştirildi.Özgürlükçü ve demokratik tepkilerin gür bir sesle yükseltildiği Gezi bu eski anlayışa ilk darbeyi vurmuştur. Otoriteleşmiş ve kararları tek elden bir kişinin istemesiyle alan oligarşik bir yapı kabul edilemez.Toplumsal dinamiklerin bu sığ ve totaliter yapıyı zamanla evrilteceğini düşünüyor.Belki buğün belki yarın belkide daha yakın bir zamanda...