jack london etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jack london etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suikast Bürosu
Yayın: Can Yayınları
Yazar : Jack London
Çeviri :Ahmet Bora Pekiner
Suikast Bürosu London'un fazla bilinmeyen eserlerinden biridir ve diğerlerinden bir çok yönden ayrılır. Kitabın konusu macera filmlerini aratmayacak tarzda bir hareketliliğe sahip. Ayrıca polisiye tabir edilen sınıfa mensup olabileceğini düşünüyorum. Kitabın esas konusuna dönecek olursak eşsiz bir zeka ile örülmüş bir büronun hunharca işlediği cinayetleri üzerinden gelişen olaylar üzerinedir.Bu büro büyük bir felsefik düşünce çemberi içerisinde cinayetleri sadece toplumsal faydayı gözetecek bir misyon üstlenerek işliyor. Eşsiz bir makine gibi işleyen büro hiçbir başarısız sonuç almamış. Daha sonra bu felsefik düşünsel çıkmazın içerisine birisi dahil olarak büronun namlusunu kendi içine çevirmesini sağlıyor ki bunu da yine düşüncelerin getirdiği etik değerler üzerinden sağlıyor. Yani büronun kendisini var eden prensiplerden yararlanıyor. Böyle olunca da büro kendi içerisinde büyük bir çatışmaya giriyor. Çatışmanın merkezinde ise tabi ki büroyu kurup var eden ve fikirsel yönlerden besleyen Dragomiloff var. Soru şu ; Makine gibi işleyen organize bir suç şebekesi mecbur kaldığında veya buna zorlandığında, saat gibi isleyen mekanizmayı kuran ve a'dan z'ye herşeyi kurgulayıp yöneten "kendi yaratıcısını" bütün güçlerini kullanarak yok edebilir mi ? Sorunun cevabını kitabı bitirdiğinizde alacaksınız fakat kitabın oldukça özgün bir konusu olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca eserin bir çok noktasında felsefe ve etik değerler üzerinden yapılan tartışmalar mevcut. Ölümün ve öldürülmenin basit bir hayat kadar sıradan ve doğal olduğu- gerçeğin sadece düşünsel idealler olduğu- hatta ve hatta insan ölümünün ,sivrisinek gibi uçabilen ve anatomik olarak mükemmel bir canlının öldürülmesinden ne farkı olabileceğine kadar derin tartışmalar yapılmakta.''Güzel ve huzurlu bir yaşam süren kişinin canı ancak tehlikeye düştüğünde hayatın kıymetini anlar'' çıkarımı da oldukça başarılı. Konular heyecan ölçütünde ilerliyor ve gerilim her daim üst seviyede. Kısaca hareketli ve gerilim katsayısı yüksek bir kitap okuma hevesiniz varsa bu kitap seçilmiş kaftan.
Yazar Hakkında :
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22 Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
Gönderen ukteci zaman: 7/08/2015 10:11:00 ÖS
Etiketler: edebiyat, eser, gerilim, jack london, kitap, ölüm, polisiye, suikast
Uçurum İnsanları
Yazar : Jack London
Yayın : İletişim Yayınları - 198 sayfa
Çeviri : Yiğit Yavuz
Sosyalist kişiliğiyle bilinen Jack London bu eserinde emek kavramı üzerinden toplumsal yapı üzerinde durarak müşkül durumdaki insanları anlatıyor. Londra'nın doğu yakasında ki açlık sefalet ile ezilmişliğin yol açtığı düşkünlük üzerinde duran yazar bölgede bir araştırma ve gözlem yapmaya karar verir. Tepeden tırnağa her şeyini değiştirerek evsiz kılığında aralarına karışır.Kendi gerçek gözlemlerinin aktarıldığı kitapta ayrıca meselenin sosyolojik ve politik meseleleri üzerinde de duruluyor. İşçi ölümleri ve sefaletin pençesindeki insanların acıklı hikayeleri de ayrıca anlatılan konular arasında yer alır. Esasında London'un meselenin özüne indiğini görebiliyoruz. Sistemin köleleştirip dev bir uçurum oluşturduğu bu mahalleler aslında insanlarla beslenen bir canavara benzetilmiş. Fakirlikle birlikte kaybedilen ahlaki değerler ve kokuşmuşluk üzerine bizzat gerçek kişisel deneyimlere istinaden yazılan eser o günün şartlarında ki İngiltereyi iyi özetlemiş. Ayrıca işçi ölümleri ,işsizlik,alkolizm sorunu ve yetersiz beslenmede kamu kurumları ile sendikaların istatistikleri ile zenginleştirilmiş.Kısaca bu kitap insanlık vasıflarını kaybedip uçuruma yuvarlanan gariban,zavallı ve düşkün hayatların hikayesidir. Kitapta altını çizdiğim kısımlara gelecek olursak;
''Asker dediğin Bernard Shaw'un tabirine göre ;görünüşte ülkenin kahramanı ve vatanperver savunucusudur, fakat aslında 3 ögün yemek,barınak ve giyecek için kendini ateşe atmayı kabul eden talihsiz bir adamdır''
''İktisadi bakımdan erkekler efendilerine,kadınlarsa erkeklere bağımlıdır.Sonuç olarak koca asıl efendisine atması gereken dayağı karısına atar''
''Bir Çin atasözü der ki; Bir adam tembelce yaşarsa bir diğeri açlıktan ölürmüş. Montesquieu de şöyle demiş; Çok sayıda insanın tek bir kişiye elbise dikmek için çalışması yüzünden,bunca insan elbisesiz kalıyor''
''Alkolizmi ortaya çıkaran sosyal sebepler çözülmedikçe, alkolizm her çağ insanlığın başına bela olmaya devam edecektir''
Yazar Hakkında;
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
(Alıntı;Wikipedia)
Vahşetin Çağrısı
Yazar: Jack London
Yayın: İş Bankası Kültür Yayınları - 107 sayfa
Çeviri: Levent Cinemre
Jack London'un oldukça kısa sayılabilecek klasiklerinden birisi olan bu roman Buck isimli köpeğin evcil dünyadan vahşi yaşam koşullarına geçiş serüvenini heyecanlı ve akıcı bir dille anlatıyor. Buck'un hikayesi aslında varoluş ,azim ve kararlılıkla birlikte gücünde doğa koşullarına uyuma ne derece etki ettiğini ispatlar nitelikte. Eski ataları olan kurt kökenlerine kadar geçmişe, hatta mağara adamları dönemine inen bir yeniden varoluşun hikayeside diyebiliriz. Buck'un ılıman iklimlerde evcil bir köpek iken kaçırılarak Alaskanın karlı steplerinde kızak köpeği haline getirilmesiyle zorlu süreç başlar. Doğanın acımasız yasalarıyla ilk kez o zaman karşılaşır. Altın madeni arama amaçlı Klondike bölgesine doğru zorlu doğa koşulları altında yol almaktadır.Vahşilik ve acımasızlığın her halini insanlar ve hemcinslerinden görür. Sopanın ve dişin yasalarının hüküm sürdüğü bu dünyada hayatta kalma mücadelesi verecektir. Bir çok aksiyon ve olayların birbirini izlediği hikaye Jack Londonun eşsiz doğa tasvirleriyle devam eder. London'un bir köpeğin gözünden aktardığı olaylar oldukça akıcı ve yalındır. Sonuçta Buck vahşilikte kurt atalarının seviyesine evrilecek ve tek başına efsaneleşerek asırlardır anlatılan bir fenomene dönüşecektir...
Yazar Hakkında;
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22 Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
Yayın: İş Bankası Kültür Yayınları - 107 sayfa
Çeviri: Levent Cinemre
Jack London'un oldukça kısa sayılabilecek klasiklerinden birisi olan bu roman Buck isimli köpeğin evcil dünyadan vahşi yaşam koşullarına geçiş serüvenini heyecanlı ve akıcı bir dille anlatıyor. Buck'un hikayesi aslında varoluş ,azim ve kararlılıkla birlikte gücünde doğa koşullarına uyuma ne derece etki ettiğini ispatlar nitelikte. Eski ataları olan kurt kökenlerine kadar geçmişe, hatta mağara adamları dönemine inen bir yeniden varoluşun hikayeside diyebiliriz. Buck'un ılıman iklimlerde evcil bir köpek iken kaçırılarak Alaskanın karlı steplerinde kızak köpeği haline getirilmesiyle zorlu süreç başlar. Doğanın acımasız yasalarıyla ilk kez o zaman karşılaşır. Altın madeni arama amaçlı Klondike bölgesine doğru zorlu doğa koşulları altında yol almaktadır.Vahşilik ve acımasızlığın her halini insanlar ve hemcinslerinden görür. Sopanın ve dişin yasalarının hüküm sürdüğü bu dünyada hayatta kalma mücadelesi verecektir. Bir çok aksiyon ve olayların birbirini izlediği hikaye Jack Londonun eşsiz doğa tasvirleriyle devam eder. London'un bir köpeğin gözünden aktardığı olaylar oldukça akıcı ve yalındır. Sonuçta Buck vahşilikte kurt atalarının seviyesine evrilecek ve tek başına efsaneleşerek asırlardır anlatılan bir fenomene dönüşecektir...
Yazar Hakkında;
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22 Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
Demir Ökçe
Amerikalı ünlü yazar Jack London denince aklımıza ilk gelen eserlerin başında ''Demir Ökçe'' gelir.Dünya siyasi tarihine de bir yönüyle ışık tutan bu eserin en önemli özeliği sosyalizm üzerine yazılan ilk kitaplardan biri olmasıdır.Özellikle sosyalizmin daha yeni bir bilinçle yayılmaya başladığı dünyada Jack London en önemli sosyalistlerin başında gelmektedir.19. yy sonlarına doğru dünyada ki siyasi aktörlerin kendi ideolojilerini yayma girişimleri had safhaya ulaşmıştı.Yazar burada anlattığı konu itibarı ile de Amerikayı eserine konu ediyor. Amerika da ki sosyoekonomik durumdan çalışma koşullarına,emekçi sınıfların derin oligarşik yapıyla mücadelesi ve sendikalaşma gibi konular ele alınıyor.Edebi tarzda yazılmış bir eser olması münasebetiyle o dönemde dahi okunurluk oranı günümüze kadar hiç düşmedi.Yani ''Demir Ökçe'' popülerliğini halen savunduğu fikirlerle muhafaza ediyor.Ayrıca ufak bir tavsiye verecek olursam kitabı özellikle İş-Kültür yayınlarının çevirisinden okuyun.Kitap notlarına geçecek olursak;
Eser öncelikle sendika yöneticisi olan kahramanımızın, Martin Eden(bkz) romanından hatırlayacağınız şekliyle benzer özelliklerde genç,güzel ve kültürlü bir genç kıza aşık olmasıyla başlıyor.Her ne kadar konular farklı olsa da aşk ve mücadele yönüyle iki kitap aslında benzer ögeler taşıyor.Kız ile farklı sınıflara ait olmalarına rağmen kahramanımız konuşma üslubu ve hitabıyla genç kızın dikkatini üzerine çekmeyi başarıyor.Kızın ailesinin aristokrat bir yapıda olması ve kapitalist unsurları göz önünde bulundurması hatta bunun üstüne en önemlisi de bir iş adamı olması kahramanımızın da belirli bir safta mücadelesine başlamasına ön ayak olur.Öncelikle belirtmeliyim ki kitap belirli bir ideolojinin baskınlığı üzerine kurulmuş.Yani kitabı okurken belirli bir ideolojik propaganda yapıldığı kanısına varabilirsiniz keza yazarın diliyle kahramanımız çoğu zaman karşısındakini bayağı bir morartıyor.Girilen diyaloglara bazen üçüncü ve dördüncü kişilerde müdahil olabiliyor.Aslında bu kitap roman tadından öte o dönemde yeni yayılan sosyalizmin tüm unsurlarını okuyucusuna tanıtma gibi bir misyon edinmiş.Hem olayların içinde yüzmekle kalmıyor aynı zamanda gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmenizi sağlıyor.Sistemin insanlara ayrımcı bir şekilde yaklaşıp sömürdükten sonra bir paçavra gibi nasıl savurduğu anlatılan konular arasında.Aslında kahramanımız kızı kendine aşık ediyor hatta babası da bu kadar girişken ve nerede ne konuşmasını bilen delikanlıya hayranlık besliyor.Çalışma şartların uygunsuzluğundan tutun da uzun çalışma süreleri, sosyal yönden yetersizlikler ile kapitalist sistemin eleştirisi başarıyla yapılıyor kitapta.Para babalarının nasıl devletin yöneticileriyle,askeriyle,kiliseleriyle,basınıyla ve mahkemeleriyle ilişki kurup oligarşik bir yapı oluşturduklarını ve bu yapının halkın alt kesimini tüm vahşiliği ile nasıl sömürdüğünü açık bir dille anlatıyor.Kilisenin dini sömürü,askerin kaba kuvvet,mahkemelerin baskı aracı,basının sansür,devlet yönetiminin de insani sömürüye imza attığını ve bu kurumların sürekli içli dışlı kendi çıkarlarını gözeterek iş adamları çevresinde-yani para çevresinde- kısır bir döngüyle hareket ettiği de kitabın özünden çıkartabileceğimiz diğer bir sonuç.Emekçi sınıfın yapması gereken şeyin kendisi dışında hiç kimseyi düşünmeyen ve iliklerine kadar emen bu çarkı bozuk yapıyı devrim yoluyla değiştirmesinin bir gereklilikten öte zorunluluk olduğu da ayrı bir sonuç olarak kitabın özünden çıkartılabilir. Kahramanımızın çabaları örgütlü bir işçi sınıfı oluşturmaya zemin hazırlamak aslında. ''Örgütlü bir halkın karşısında hiç bir kuvvet duramaz'' felsefesiyle çalışmalarına devam eder.Devrim fikrini kitlelere aşılamak için toplantı üzerine toplantı yapar.Tabi ki kendi düşüncelerine sahip olmayan ve devrimin toplumsal bir yıkım olacağını söyleyenlerde çıkar.Kahramanımızın yanlış yolda olduğunu ve esasında çözümün uzlaşıda olduğu görüşünü savunanlarda vardır.Toplantıların çoğu oligarşik yapı tarafından tehlikeli bulunarak dağıtılır.Kilise sosyalizmin Tanrı yasalarına aykırı bir ateizmi savunduğunu ortaya atarak kitlelerin katılımını engellemek ister.Asker zor kullanarak bu fikri savunan önderleri tutuklar ve toplantıları kaba kuvvetle dağıtır.Mahkemeler suçlu ilan ettikleri kişileri en üst sınırdan cezalandırır. İş adamları toplantı yapan ve greve çıkan işçileri birer birer işten atar.Basın yayın organları düzen lehine kara propaganda yapıp dilediğince sansür uygular.Devlet yönetimi bütün yazılı dergi ve kitapları toplattırır.Zaten kitabın adından anlaşılacağı üzerine ''Demir Ökçe'' önüne kattığını yok eden ve ökçesini indirip kitleleri hizaya getiren-tabiri caizse koydu mu oturtan- oligarşik bir yapıdır.Çok değişik düşüncelerin şekillendirdiği insanlar kitabı ayrıca renklendirir.İş başında eli kolu kopan insanların yaşamlarına değinilir.Emekçilerin nasıl paçavra gibi atıldığı uzun uzun anlatılır ve çözüm için kapitalist düzenin yıkılıp sosyalist bir yapının oluşturulmasının gerekliliğinin üzerine sık sık atıf yapılır.Kahramanımız ayrıca bürokratlarla,generallerle,valiler ve işverenlerle uzun uzun tartışmayı tüm hararetiyle sürdürür.Devrim düşüncesini Amerikanın belirli semtlerinde benimsetir ve Chicago sokak savaşları kitabın sonunda destansı bir dille anlatılır.Tüm olağanlığıyla ve açıklığıyla sefil ve perişan halde ki işçi güruhunun acımasız oligarşiye mücadelesinin anlatımı eşsizdir.Ben özellikle bu bölümleri daha bir yoğunlaşarak ve tane tane okumanızı tavsiye ediyorum.Kitabın finalini oluşturan edebi üslub kanımca bu sahneleri anlatırken tavan yapmış.Kitabın finali maalesef işçiler için pek iç açıcı değil çünkü devlet ökçesini tüm sertliğiyle emekçilerin kafasına bir kez daha indirmiştir ve devrimde başka bir bahara kalmıştır.Yazarın devrim tutkusunu tüm dönemlerde canlı tutmayı amaçladığı için böyle bir sonu uygun gördüğünü düşünüyorum.
Jack London (12 Ocak 1876, San Francisco - 22 Kasım 1916, Kaliforniya), ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir.
(Alıntı;Wikipedia)
Gönderen ukteci zaman: 7/02/2014 10:56:00 ÖÖ
Etiketler: demir ökçe, devlet, devrim, işçi, jack london, kapitalizm, mücadele, oligarşi, sendika, sosyalizm, sömürü
Martin Eden
Sizlere severek okuduğum bir kitap olan Martin Eden hakkında bir inceleme yazısı yazmaya karar verdim. Jack Londonun güçlü edebi üslubunu her yönüyle yansıtan bu eser kolay okunabilir bir çeviriyle karşımıza çıkıyor.İletişim yayınlarının dünya klasikleri dizisinde yer alan bu eser hakkındaki fikirlerim ve izlenimlerimde bir o kadar olumlu.Kitap incelemesine geçecek olursak;
Jack Londonun bu
romanı bize başından beri bir nevi kendi biyografisinden yola
çıktığı izlenimi veriyor. Roman tahsili düşük ve hayatın acı
kaderinin eline düşmüş bir denizci tayfasının umutsuzluk ve
görgüsüzlük arasına sıkışmış bir hayat hikayesiyle
açılıyor. Londonun tahsilini belki bilmiyoruz ama kendi sıkışık
dünyasına tıkılı kalmış ve zincirlerini koparmak isteyen bir
kişilik çıkıyor karşımıza romanın başında. Bir ipe sap
olamamış derler ya hani Martinde öyledir işte okuyamamış
feleğin çemberine düşmüş acı ve ızdırap dolu bir yaşam
sürmüş bir ergendir. Kısa hayatı denizin hırçın dalgalarıyla
fırtınalarıyla boğuşmakla geçmiştir. Kendini geliştirememiştir
Martin çevresel olarak kendi sınıfından insanlarla büyümüş ve
onların argosunu almıştır. Bu yüzden konuşması kabadır ayrıca
Martinin. Pek oturmasını kalkmasını bilmez nerede nasıl nezaket
kurallarını uygulayacağını bilemez. Giyimi ve kuşamı da
fakirliğin getirdiği sefaletten ötürü yamalı bohça
gibidir.Fakat denizci olduğundan kuvvetlidir ve vücudu pektir.
Geçmişte de bir çok kızı etkileyecek kadar yakışıklıdır
ayrıca. Tüm bu olumsuzluklarının dışında tek olumlu
sayılabilecek meziyeti belki de budur. Her ne kadar Tanrı vergisi de
olsa..Birde içsel dünyasına gidecek olursak Martin son derece
azimli ve ısrarcı bir kişiliktedir. Hiç bir zorluğa baştan
koyvererek yenilmez. Diretir ve sonunda belki abartı olacak ama
ölümde olsa ısrarından ve azminden bir şey kaybetmez. Çocukken
ölümüne de olsa yaptığı mahalle kavgaları gelir aklına sık
sık. O zamanda hiçbir zaman pes etmemiştir. Bir mahalle arasına
sıkışmış kokuşmuş arkadaşlıklar ve çetelerden bıkmış
usanmıştır zaten. Zincirlerini koparmak isteyen ve içinde
bulunduğu hayat ve çevreden kurtulmak isteyen ve kabına sığmayan
yağız bir delikanlıdır kendisi. Bir kıza aşık olur birden
romanın başında bahsettiğimiz sahnelere dönecek olursak;
Aristokrat ,okumuş ve üst sınıfa ait olan kibar ve nezaket
kurallarında sınır tanımayan güzel ve zengin bir genç kıza
tutulur. Tamamen kendi hayat ve yaşam tarzından üç yüz altmış
derece farklı bu yaşam onu cezbeder. Kıza ve yaşamına hayran
kalır belki ilk defa bu zaman utanır Martin kendisinden. Geçmişte
yaşadığı kirli ve kaba hayatı sonlandırmak ister işte tam o
anda. Kızın gözünün içine baktığı ve nezaketten yoksun gemi halatlarının nasırlaştırdığı kaba
ellerini onun yumuşak,nazik ve küçük ellerine uzattığı zaman. Ama
hiçbir zaman tutamaz o elleri,gözlerini kaçırır utanır ve
yüzünü çevirir. Çünkü kendisi bu yaşama ait değildir ve
kendini kıza layık görmez. Değişmesi gerektiğini çok iyi idrak
eder. Hem kendisi kim oluyormuş kim bilir etrafında kendi gibi
okumuş aynı sınıfa mensup kaç delikanlı vardır?. Aklından
geçirir bunları ve sıkılganlığı ile yırtık ceketi gelir
aklına ve biraz daha hüzünlenir. Evet evet vazgeçmelidir bu
hayatından evet sonunda ölümde olsa vazgeçmeli. Hemen çalışmaya
başlar Martin, kağıt kalemi alıp yazmaya koyulur. Kütüphanelerden
çıkmaz ayrıca kızdan nezaket dersleri de alır. Belli ki kızda
onu karşılıksız bırakmamış ve sevdasının bir parçası
olmuştur bile. O da Martinin denizcilere özgü o pek vücuduna ve
yakışıklılığına her genç kız gibi kapılmıştır. Martin
hiç bitmeyen azminle yazılarını dergi ve gazetelere gönderir
birer birer. Fakat editörler her defasında Martini red ederler.
Yazılarını kaile ye alıp yayınlamazlar. Her gönderdiği yazının
arkasından geri dönüş yapılmaz. Daha da umutsuzlanması gereken
Martini bu daha çok cesaretlendirir. Daha çok sıklıkla ve daha
çok yazar. Tek isteği itibarlı bir yazar olup hayat standartlarını
yükseltmek ve belkide daha önemlisi kıza layık olabilmektir.
Martin bu amaçla denizciliği bırakıp gider bir çamaşırhanede
çalışır. Bu yolda paraya ihtiyacı olduğunu çok iyi bilir.
Kardeşinin evinde zorunlu misafirlikler yaşar. Dört duvar
arasında rutubetli,badanasız,döküntü ve viran halde bulunan eski bir karyolanın olduğu oda da tek başına kalır ve bu fakirlik içinde
bitmez tükenmez bir azimle yazmaya devam eder. Bir kaç arkadaşta
edinir ayrıca Martin bunlardan çok şey öğrenir ve rotasını
çizmede kendisine çok yardımcı olurlar. Ardından yazıları
yavaş yavaş kabul görür ve dergilerde basılmaya başlar. Azminin
ve çok çalışmasının karşılığını alıyordur artık Martin.
Daha çok yazar ve artık aranılan ve yazılarına bin para dökülen
değerli bir yazar oluverir. İtibarı da vardır artık parasıyla
birlikte zenginlikte ona eşlik eder. İsteğine kavuşmuştur,
yazdığı yazılar onu taçlandırmış ve entelektüel bir kişiliğe
büründürmüştür. Sınıf farklılıklarını içerisinde
yaşadığı elit tabakayla tartışmaya başlar. Özgün
fikirleriyle bu çevreler üzerindeki itibarını arttırır.
Valisiyle,askeriyle,belediye başkanıyla ve diğer önemli devlet
memurları ve aristokratlarıyla tartışmalarını hız kesmeden
sürdürür. Fakat hayatında ki bu değişim kendisini mutlu
etmemiştir. Kızın fakirlik zamanında ailesininde baskısıyla
kendisiyle evlenmek istememesine içerler ve hayatın gerçekçilikten
uzak kokuşmuş bir sistem üzerine kurulu olduğunu anlar.
Sevdiklerinden uzaklaşır en yakın yazar dostu intihar eder. Evet
tüm istediklerini elde etmiştir fakat huzuru elde edememiştir
Martin bu hayatta. Umutsuzdur artık ve eskiden o çok sevdiği kızı
da reddetmiştir artık. Kendi kabuğuna çekilmiştir Martin.
Paranın ve itibarın kızı kendine çektiğini düşünür. Hayat
üzerine düşünmekten kendini alamaz. Hayatın kötü yanlarını
bulunduğu konum itibarı ile daha iyi kavrar. Eskisi gibi denizlere
açılıp özgür olmayı ister yine o eski hayatını özler.
Eskiden olduğu gibi gittiği ve ilk aşkını yaşadığı tropik
adalara gitmeye karar verir. Kararını vermiştir evet arkasında
tırnaklarıyla kazıyarak kazandığı bu hayatı çekip terk eder.
Ama içinde ki umutsuzluk hiç bitmez hep aklı geçmişe
kazınmıştır. Mutsuzluk deryasına açılmıştır belkide onun
üzerinde yüzüyordur şimdi ve bu acıyı tamamen bitirmeye de
kararlıdır. İstikamet adalardır ve bir hastalık sonucu
kaybettiği ilk aşkı aklına gelmiştir birden bu köpüklü
dalgaların üzerinde. Hüznü ve ızdırabı artmış, hayatın
aldatıcı ve ikiyüzlülüğünü arkasına dönüp baktığında
daha iyi görebiliyordur artık. Terk ettiği kız geldi aklına
birden bire artık halisünasyonlar da nöbetler halinde etrafına
karabasan gibi çökmüştür. Yok yok artık daha fazla
dayanamayacaktır bu kadar acıya dayanacak ne takati ne de güçü
kalmıştır. Hayat kendisine göre artık hayal ve yalanlar
bütününden başka bir şey değildir. Bir kez daha bakar son kez
arkasına ve nefesini son bir kez iyice ciğerlerine dolduracak
şekilde çekerek bırakır o vakur bedenini karanlık sulara.
Derinlere daha derinlere iner ve hayata bir zamanlar üzerinden en
büyük umutlarla geçtiği bu suların en dip karanlıklarında son
verir.
Yazar Hakkında;
JackLondon (12Ocak 1876, SanFrancisco - 22Kasım 1916, Kaliforniya),ABD'li gazeteci ve roman yazarı. Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe, Beyaz Diş ve Deniz Kurdu başta olmak üzere elliden fazla kitabın yazarı olan Jack London, Dünya ticari dergi romanının öncüsü ve yazarlıktan yüksek gelir elde edebilen Amerikalıların ilklerindendir
-Alıntı;Wikipedia-
Gönderen ukteci zaman: 7/01/2014 03:21:00 ÖS
Etiketler: edebiyat, inceleme, jack london, kitap, martin eden, roman
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









