0 yorum

Cumhurbaşkanlığı Seçimine Doğru



Cumhurbaşkanı makamı nedense cogu zaman cogu kişinin coğu kez dikkatini dahi çekmemistir. Belki bastakilerin meziyetsizligi belki de gercekte bu makamın özünde bulunan geri planda durma kompleksi sebebiyle dünden bugüne algı hiç değişmedi. Cumhurbaşkanının önemli fakat hep arkada gölge gibi durması gerektigi gibi bir düşünceye kapıldık. Bilinç altimiza yatan bu fikrin peşinden gittik. Her gelecek olan sahsiyetinde aynı dereden hep aynı suyu getirecegine inandık. Yani lider vasıflı birini hayal dahi edemedik. Esasında lider kelimesinin bu makama ne derece uygun kaçtığını bu zamana kadar idrak edemedik. Yani çıkıp gelen bir kisinin liderlik meziyetlerini sergilemesini gözlemleme şansımız olmadı. Dedigim gibi ya kisilerden sebep veyahutta makamin gecmisten gelen gelenekselliginden kaynaklanıyor. Yeni seçimlerde bu alginin sil baştan değişeceği düşüncesini taşıyorum. Bildiğimizi sandığımız görev tanımlarının aslında gerçeği yansıtmadığını göreceğiz. Uzun zamandır başkanlık gibi bir sistemin oturtulmaya çalışıldığını hepimiz biliyoruz. Yapılmak istenen Erdoğanın tek elden güçlü yetkilerle otoriterligini arttırmak suretiyle toplumsal baski mekanizmasini harekete gecirip tek bir bireye ulasincaya dek oto kontrolü sağlamasıdır. Cumhurbaşkanlığı ile başkanlık sistemi arasindaki ince çizgi iste budur. Otoritelesmenin sonucunda anti demokratiklesme ile özgürlükler kapsaminda demokratiklesme sınavı verilecek. Erdoğanın totaliter kişiliği buna en büyük tehdittir. Yani tek bir birey kalıncaya dek yaşam alanlarına müdahale etme anlamına gelen totalitizm önümüzde ki en büyük engel gibi durmaktadır.  Kisilik yapisindan kaynaklı bu tip kompleksli ruh halleri toplum sağlığı icinde sakıncalıdır. Zaten yeterince otoriterlik şikayetleri eden bizler kim bilir ne derece bir kişilik degisikligine evrilecegiz. Demek istedigim bu yeni kılıf değiştirmiş anlayış pek değişmeyecek. Toplumların dinamiklesen dusuncelerinin er yada gec bu fikri çürüteceğini düşünüyorum. Ne de olsa ailesel ve içerisinde yaşadığımız çevresel etmenler algılarımızı hep belirli perspektifler etrafında sekillendiriyor. En önemli mesele kendi sınırlarımızı  zorliyamiyor kalıplarımızın dışına çıkamıyoruz. Bu kıtlaşan etki mekanizması bizleri belli bir seviyeye ulaşmada örseliyor. Muhafazakarlık dediğimiz anlayış tam bu noktada ortaya çıkıp hayatımıza ve düşüncelerimize belirli bir sınır koyuyor.

3 yorum

Fareler ve İnsanlar - Steinbeck İnceleme


Amerikalı yazar John Steinbeckin bu eserinde 2 mevsimlik tarım işçisinin birlikte hayata tutunma çabalarıyla kurdukları dostlukları,hayalleri ve toplumsal ilişkileri oldukça yalın ve sade bir dille anlatılıyor.Bu 2 zıt görünüşlü ve görüşlü insanın kurdukları yakın bağ,merhamet ve sadakat gibi olgular iyi işlenmiş.Konunun bir çiftlik evinde geçmeside hikayeye bir çok yeni karakterin dahil olmasını sağlamış.Genel olarak çok kısa bir hikaye olmasına karşın Steinbeckin doğa,çevre ve atmosferi anlatış tarzında bir eksilme olmamış.Ortaokul talebelerinin dahi çok kolaylıkla okuyabileceği çok sade konulu yalın bir hikaye.Fakat buna karşın okuyucuya aşılamak istediği mesajı çok iyi veriyor.Sıkılmadan okunabilecek bir eser..Kitaptan bazı kesitler.;


Çünkü sen varsın benim yanımda ve ben varım senin yanında.Biz ikimiz hep birbirimizin yanındayız, işte böylece bizi düşünen biri var bu dünyada. (Fareler ve İnsanlar, J.Steinbeck)

0 yorum

Keman Şaheserleri ve Üstadlar

Jascha Heifetz
           
                                                                            
 20.yüzyılın en üstün kemancılarından biri olarak görülen Itzhak Perlman’a sormuşlar: ‘Dünyanın en iyi kemancısı kimdir’ diye? O da, ‘Herhalde benimdir’ demiş. ‘Peki ya Heifetz için ne dersin?’ demişler. Verdiği cevap: ‘Ben Tanrı’nın işine karışmam’ olmuş.
                                                         
                                            Itzhak Perlman

 
Itzhak Perlman (İbrani: יצחק פרלמן, d. 31 Ağustos 1945, Tel Aviv‎), İsrailli-Amerikalı kemancı, orkestra şefi, ustalık sınıfı (master class) eğitmeni. 20. ve 21. yüzyılın en üstün kemancılarından biri olarak görülmektedir. Halen eşiyle birlikte New York’ta yaşamaktadır.

0 yorum

Ölüler Evinden Anılar - Dostoyevski İnceleme

Rus edebiyatının öncülerinden Dostoyevskinin gerçek sürgün anılarından oluşan bu eserinde bize sibirya cezaevi koşulları ile mahpusların yaşam koşulları arasında  farklı bir psiko analiz sunuyor.Eserde, 4 senelik sürgün hayatının kötü koşulları tüm çıplaklığıyla anlatılmakla birlikte suçlu mahkumların sefalet ve fakirlik çizgisinde oluşan yaşam koşulları, farklı suçlarıyla o döneme ait ceza sistemlerinin işleyişi , mahkumların ruh hali ve psikolojik tahlillerine varıncaya dek en ince ayrıntısına kadar işleniyor.Dostoyevskinin gerçek gözlemlerine dayanan eser ayrıca mahkumların diliyle suça düşme sebeblerini ve çözümlerinide irdeliyor.Ceza sistemini eleştirel bir gözle eleştiren yazar ayrıca o dönemin mahkum portresini bize tam manasıyla çiziyor.Sefalet,fukaralık,değnek cezaları, sürgün yaşamı ,duyduğu ve dinlediği bir çok gerçek suçlu hikayesini en yalın haliyle aktaran yazar okuyucularıda adeta o döneme ve yaşam biçimine geri götürüyor.Sürükleyici bir anı-hatırat eseri olması yönüyle o tarihi döneme şahitlik edeceksiniz...Kitaptan önemli alıntılar ;

Rus halkının kalbide, anavatanı kadar geniştir. (Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski)

İnsan, özgürlüğü uğruna neyini vermez ki? Boğazına ip geçirilmiş hangi milyoner bir soluk hava için milyonlarını feda etmez? (Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski)

Bir insanı ezip mahvetmek, ona en korkunç bir katilin bile duyunca titreyeceği kadar ağır bir ceza vermek isteyenlerin, insana yaptığı işin tamamen anlamsız, faydasız olduğu duygusunu vermesi yeterlidir (Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski)

Evet Tanrıya emanetiz artık! Hürriyet, yeni hayat, yeniden doğuş..(Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski)

Düşkün insanların en fazla kızdıkları şey, kendilerine yüksekten bakılmasıdır...(Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski)

Dayak yemeye alışkın olanların hem sırtları hem de ruhları nasırlanmıştır...(Ölüler Evinden Anılar, Dostoyevski)

0 yorum

Suç ve Ceza - Dostoyevski İnceleme


Dostoyevskinin önemli romanlarından biri olan bu eserde Raskolnikov isimli kahramanın fakirlik ve sefalet altında St.Petersburgda başından geçen acı dolu hayat hikayesi anlatılıyor.Bir üniversite öğrencisi olan Raskolnikov hem tezlerini hemde hayat görüşlerini makalelerle yayınlar.Ona göre bin kişinin yaşam hakkını gaspeden tek bir kişinin ortadan kaldırılması suç  yasalarında yer almamalıdır.Bir kişinin canı için bin kişi rahata ve feraha erecekse onun öldürülmesinin getireceği ceza yaptırımlarının vicdani olarak suç sayılmaması görüşünü savunur.Ve bu görüş neticesinde bit kadar bir değeri olmadığına inandığı yaşlı tefeci bir kadını öldürürür.Bu olaydan sonra Raskolnikovun hayatı artık eskisi gibi olmayacaktır.Vicdanı onu bu ölümden sorumlu tutacak ve sonsuz acılar çekecektir.İşte roman bu senaryoyla başlıyor ve Raskolnikovun ailesinin ve tanıdıklarınında dahiliyle romanın konusu bu eksen çerçevesinde şekillenip genişliyor.Uzunca bir roman olmasına karşın oldukça akıcı bir dille anlatılması sonucu okuyucu adeta romanın içinde kayboluyor.Tek solukta okunacak derecede heyecanlı ve bir o kadarda etkileyici bir başyapıt olma özelliği taşıyor.Kitaptan önemli kesitler;

Ölüm cezasına çarptırılmış biri sehpaya çıkmadan bir saat önce şöyle söylüyor,yada düşünüyordu: ''Yüksek bir yerde , bir kayanın üzerinde ancak iki ayağımı koyabileceğim kadar daracık bir yerde yaşayacak olsaydım, dört bir yanım uçurumlarla, okyanuslarla çevrili olsaydı, fırtınalar, zifiri karanlık olsaydı her yanım, kimsecikler olmasaydı yanımda ,o daracık yerde öylece bir ömür, binlerce yıl, sonsuza dek yaşamak isterdim ! Yaşayabilsem, yanlızca yaşayabilsem,yaşayabilsem ! Nasıl olursa olsun, yaşasam !.. (Suç ve Ceza,Dostoyevski)

Hayır ! Kendi yalanını söylemek başkasının gerçeğini söylemekten çok daha iyidir. Kendi yalanını söylediğinde bir insansın sen, ama başkasının gerçeğini yinelediğinde yanlızca bir papağan.. (Suç ve Ceza,Dostoyevski)


Toplumda insanlar iki gruba ayrılırlar.Birinci grup insanlar tutucudur,uysaldırlar ,herşeye boyun eğip söz dinlemeyi severler.İkinci grup insanlar yasaları sorgularlar,haksızlıklara direnirler ve daha iyi bir düzen adına gerekirse şiddete başvurabilirler.Fakat bu isteklerini hiçbir zaman gerçekleştiremezler.Birinci grup tarafından ya katledilirler,asılırlar yada öldürülürler.Öte yandan sonraki kuşaklarda, sürü bu kez atalarının katlettiği,astığı,öldürdüğü bu kişilerin anıtlarını diker,önünde saygıyla eğilir.Birinci grup herzaman buğünün efendisidir, ikinci grup ise geleceğin efendisi.Birinci grup insanların çoğalmasını sağlar ,ikinci grup ise dünyayı harekete geçirip ,amacına doğru götürür..(Suç ve Ceza,Dostoyevski)