0 yorum

Suriyelilerin İnsanlık Dramı



Bir insanlık dramı olarak bir çok kentte başı boş bir başına dolaşan Suriyeli mültecilere rastlamak mümkün. Maalesef devlet bu Suriyeliler icin gerekli önlemleri almıyor. Gerek suçu önleyici gerekse koruyucu tedbirler alınmıyor. Birçok yerde mantar gibi çoğalan bu çaresiz insanlar toplum huzuru içinde ayrı bir tehlike oluşturuyor. Çoğu meydanlarda caddelerde çoluk çocuk demeden yağmur da kışta hezeyan bir şekilde dileniyor, kimisi ise yiyecek bir şeyler bulabilmek için çaresizce ve istemsizcede olsa suça yöneliyor. Bu insanların büyük bir bölümü ülkemizde Suriyede ki insanlardan daha kötü yaşam standartlarına sahip. Bu insanları sadece savaştan kaçırmak,ölüm korkularını örselemek sıkıntıları çözmüyor. Bir defa ölmek yerine ,bu insanları tabiri caizse sokaklarda bin defa ölüme mahkum edip her gün açlık ve sefalete mahkum etmekte ayrı bir insanlık suçudur. Toplum huzuru içinde devletin kendi eliyle oluşturduğu ve önümüze koyduğu bu meseleyi bir an evvel çözmesi gerekmektedir.

0 yorum

Aysal ve Kirli Oyunlar



Sportif başarıdan çok gündemde yer edinme çabalarıyla ses getiren Aysal bugün de çıkıp TFF ye ayar vermiş. Sizde ayağınızı denk alın yoksa futboldan da çekiliriz demiş. Başarısızliklari sözüm ona cesaret gösterileriyle kapatmaya ayrıca Fatih Terimin gönderilmesinden beri bozulan imajini tazelemeye çalışan Aysal taraftar gözüyle belki bu amacına ulaştı fakat raconluk- kabadayılılık ve tehdit kültürünü spora bulaştirmis oldu.Etik spor adı altında boykot planları hazırlayan Aysalın amacı Federasyonları devredışı bırakarak istediği gibi meydanda at koşturmak. Bu amaca dönük Fransızca!(Türkçe torbaya girdi sanırım) tişörtler hazirlatip meseleyi ticarete bile döken Aysalın amacının onur ve haysiyet gibi kavramlar olmadığı da anlaşılmış oldu. Borsa spekülatörlüğü yoluyla yatırımcısına milyonlar kaybettirmekten sabıkası bulunan Aysalın ne derece vahşi bir tüccar olduğu da böylece daha açık göründü. Spordaki bu yeni vandalizm dönemi herkese hayirli olsun... !!!

0 yorum

Toplumsal Uzlaşının Sırları



Haklı gerekçelerle yapılan eleştirel yorumları hazmetmesi gerekirken her işine gelmeyene ve duymak istemediklerine gereksiz tepki göstermek ne derece devlet adamlığına sığar bilmiyorum.Eleştirel görüşler kabul edilebilir gerçeklerdir.Erdoğan,eleştiriyi kabul etmeyen ve her daim herşeyi eleştirmekten geri durmayan ve kibirli tavırlarıyla ortalığı toz duman etmek isteyen bir anlayışı simgeliyor. Karşıt görüşlü eleştirilere taammülsüz bir yaklaşım biçimi sergilemekten sıkılmamışa benziyor.Benim şaşırdığım bir noktada tek hareketle Cumhurbaşkanı dahil herkesi peşine takabilmesi.Herkesin kabul etmesi gereken tek kutuplu bir devlet yönetimi anlayışı var.Bir kişinin edep sınırlarını aşan tepkisi diğerlerini de aynı oranda tepki göstermeye mecbur kılıyor.Kendi gibi düşünmeyen her türlü muhalif ve entellektüel kesimi sindirme gibi hastalıklı bir tavrı kendine layık görüyor.Düşünce ve fikirlerden ziyade triplerin,tavırların,kabadayılığın ve van minütlerin yüceltildiği bir toplumda yaşıyoruz.Yanlış davranışlarda toplumsal aynamızı yansıtıyor.Bu kadar özgüven içinde yaptığı çıkışların sebebi ise kitlelerin hangi karakterli lideri destekleyeceğini iyi analiz etmesidir.Bu soruna,maalesef toplumca eski Osmanlıdan gelen tek adam hegemonyasını aşamamamız gösterilebilir.Tek adama boyun eğme,minnet etme gibi eski geleneksel anlayış genlerimizden silinmemişe benziyor.Oysaki modern demokrasilerde kitleler her daim bu tip antidemokratikleşen-diktalaşan-yapıları kabul etmiyor.Zamanla olgunlaşan ve her kesimi saran ve baskı altına alan bu yapının varlığı günümüz batı demokrasilerinden mümkün değil.Sadece bize özgü ve insanımızın karakterini yansıtan bir yönetim anlayışı var maalesef günümüzde.Yönetim anlayışının düzelmesi için herşeyde olduğu gibi bir bedelin ödenmesi gerektiğine inanıyorum.Belki batı bu bedeli 2.Dünya Savaşında fazlasıyla ödedi.Monarşik ve faşist düzenler bir daha kurulamamak üzere yıkıldı ve yerine küreselleşen manada bir evrensel demokrasi anlayışı yerleşti.Günümüz Türkiyesin de ise bu adımları belkide geniş çaplı bir şekilde ilk kez Gezi olayların görüyoruz.Sokaklarda aranan hak mücadelesiyle bu yolda önemli bir adım gerçekleştirildi.Özgürlükçü ve demokratik tepkilerin gür bir sesle yükseltildiği Gezi bu eski anlayışa ilk darbeyi vurmuştur. Otoriteleşmiş ve kararları tek elden bir kişinin istemesiyle alan oligarşik bir yapı kabul edilemez.Toplumsal dinamiklerin bu sığ ve totaliter yapıyı zamanla evrilteceğini düşünüyor.Belki buğün belki yarın belkide daha yakın bir zamanda...

0 yorum

Soma Faciası Üzerine



Somadaki facia maden işçiliğinin ne denli pamuk ipliğine bağlı bir şekilde yapıldığını bizlere bir kez daha hatırlattı.gecmisten günümüze yaşadığımiz maden felaketlerinin ne derece acilar getirdigini hepimiz biliyoruz.sermayenin önlem almak dışında her türlü rantla sömürdugu madenler calisanlara mezar olmaya devam ediyor.yeterince is güvenligine toplumca önem vermiyoruz.tedbir almasi gereken yasal mercilerde bu konuda çok duyarsız. Isverenin ise zaten umrunda değil. Birde benim anlam veremedigim madenin icinde trafonun bulunma sebebi.Disariya daha guvenli bir yerede konumlandirilabilirdi.maalesef ki somada geçmiş yillardada bir cok sefer küçük çaplı ölümler gerçekleşmiş.buna rağmen gerekiyorsa ocak gecicide olsa kapatilmaliyken bu yola basvurulmamis. Mecliste bir cok sefer soma meselesi gündeme tasinmis fakat umursanmamis.neredeyse kaza geliyorum demiş. Yetkililer ve denetleme kurumları üzerlerine düşeni yapmamışlar.Taseron isciliginde getirdiği baştan sagmacılık,ozellestirmenin getirdigi olumsuzluklarla birlesince felaketi kacınılmaz kılmış.Maalesef ki ulkemizde madene inmek intihara teşebbüs etmekle eş anlamlı neredeyse.Ucuz işçilik meselesi çözülmesi gereken en önemli meseledir.Sendikasiz bir sekilde isverene haddinden fazla kazandirma,calisana haddinden fazla kaybettirme mantığıyla işletilen bu düzen can almaya devam ediyor.emegin sömürüsü sadece calisanin cebindekini almakla kalmiyor canınada kastediyor.bolgede ciftcilik ozendirilmiyor gerekli teşvik sağlanmıyor.çaresiz kalan bölge insanı madene inmek zorunda bırakılıyor.19 yy baslarinda Fransadaki maden iscilerinin kötu yasam koşulları ve hayatlarinin anlatıldığı emile zolanin germinal romaninda emegin sömürüsü ve emegin örgütlenmesiyle birlikte direnişi anlatiliyordu.maden herseyi yutan ve doymak bilmeyen bir canavara benzetiliyordu.anlasilan aradan gecen yüzyıllarda değişen hiçbir şey olmamış.kaderden çok ihmale inananlardanim.Unutulmamali ki yuzlerce can demek sonsuza dek kaybolacak milyonlarca umut demek.soylenecek cok fazla söz yok, tüm maden iscilerimizin ailelerine sabirlar diliyorum.

0 yorum

Cumhurbaşkanlığı Seçimine Doğru



Cumhurbaşkanı makamı nedense cogu zaman cogu kişinin coğu kez dikkatini dahi çekmemistir. Belki bastakilerin meziyetsizligi belki de gercekte bu makamın özünde bulunan geri planda durma kompleksi sebebiyle dünden bugüne algı hiç değişmedi. Cumhurbaşkanının önemli fakat hep arkada gölge gibi durması gerektigi gibi bir düşünceye kapıldık. Bilinç altimiza yatan bu fikrin peşinden gittik. Her gelecek olan sahsiyetinde aynı dereden hep aynı suyu getirecegine inandık. Yani lider vasıflı birini hayal dahi edemedik. Esasında lider kelimesinin bu makama ne derece uygun kaçtığını bu zamana kadar idrak edemedik. Yani çıkıp gelen bir kisinin liderlik meziyetlerini sergilemesini gözlemleme şansımız olmadı. Dedigim gibi ya kisilerden sebep veyahutta makamin gecmisten gelen gelenekselliginden kaynaklanıyor. Yeni seçimlerde bu alginin sil baştan değişeceği düşüncesini taşıyorum. Bildiğimizi sandığımız görev tanımlarının aslında gerçeği yansıtmadığını göreceğiz. Uzun zamandır başkanlık gibi bir sistemin oturtulmaya çalışıldığını hepimiz biliyoruz. Yapılmak istenen Erdoğanın tek elden güçlü yetkilerle otoriterligini arttırmak suretiyle toplumsal baski mekanizmasini harekete gecirip tek bir bireye ulasincaya dek oto kontrolü sağlamasıdır. Cumhurbaşkanlığı ile başkanlık sistemi arasindaki ince çizgi iste budur. Otoritelesmenin sonucunda anti demokratiklesme ile özgürlükler kapsaminda demokratiklesme sınavı verilecek. Erdoğanın totaliter kişiliği buna en büyük tehdittir. Yani tek bir birey kalıncaya dek yaşam alanlarına müdahale etme anlamına gelen totalitizm önümüzde ki en büyük engel gibi durmaktadır.  Kisilik yapisindan kaynaklı bu tip kompleksli ruh halleri toplum sağlığı icinde sakıncalıdır. Zaten yeterince otoriterlik şikayetleri eden bizler kim bilir ne derece bir kişilik degisikligine evrilecegiz. Demek istedigim bu yeni kılıf değiştirmiş anlayış pek değişmeyecek. Toplumların dinamiklesen dusuncelerinin er yada gec bu fikri çürüteceğini düşünüyorum. Ne de olsa ailesel ve içerisinde yaşadığımız çevresel etmenler algılarımızı hep belirli perspektifler etrafında sekillendiriyor. En önemli mesele kendi sınırlarımızı  zorliyamiyor kalıplarımızın dışına çıkamıyoruz. Bu kıtlaşan etki mekanizması bizleri belli bir seviyeye ulaşmada örseliyor. Muhafazakarlık dediğimiz anlayış tam bu noktada ortaya çıkıp hayatımıza ve düşüncelerimize belirli bir sınır koyuyor.