HDP'nin Seçim Bildirgesine Bakış
Seçimlere oldukça kısa bir süre kala partilerde seçim çalışmalarına hız verdiler. Siyasi manada her yönden seçmeni tatmin etme gayretiyle hareket eden siyasi oluşumlar seçim beyannamelerini bir bir açıklamaya başladı.Günümüzde geçmişten farklı olarak halk kitleleri o çok bilindik vaatleri pek dikkate almamakta. Geçmişin halkta getirdiği güven bunalımı şu anda parti bazlı vaatleri önemsiz kılıyor. Fakat buna rağmen vaatlerinde sonu gelmiyor. CHP ve HDP seçim beyannamelerini kamuoyuna duyurdu. Kişisel izlenimlerime HDP üzerinden devam edeceğim çünkü oldukça dikkat çekici idealist ve reform ağırlıklı bir program hazırladıklarını söyleyebilirim. CHP nin ki daha sığ, basit ve maddiyat üzerine kurulu ve gelecek vaat etmeyen tarzda bir program olmuş. Yani bir nevi günü kurtarma telaşı üzerinden hareket etmişler. Öncelikle HDP sosyalist tabanlı bir program üzerinden Türkiye'de ki sistemi temelden etkileyecek öneriler sunmuş. Önemli olan noktada bu zaten. Oldukça tutarlı, dinamik ve gerçekçi bir seçim kampanyası yolunda önemli bir mesafe katettikleri kanısındayım. Her ne kadar Türkiye de ki siyasi ortamda izledikleri politika ve ideallerini bir köşeye atacak olursak oldukça oturaklı, güven veren ve ayakları yere sağlam basan bir program oluşturduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Avrupa da ki gerçek solun siyasi normlarına uygun bir takım reform önerileri göze batıyor. Dikkat çekici ve radikal maddelerle seçimlere hızlı bir giriş yapmışlar. HDP nin evrensel solun benimsediği kriterleri oturtarak sisteme entegre etmek istemesi önemli. Özellikle sosyalist ideolojinin önemli bir takım kıstaslarını düzene oturtmak gerekiyor. Bu manada kararlılık ve bir o kadar da istikrar şart. HDP nin bu şartlar altında- özellikle Türkiye partisi olma yolunda- başarı kazanabilmesinin anahtarı çoğulcu ve her kesimden insanlara kucak açmasından geçiyor. Kürt etnik milliyetçiliğine kayan bir siyaset hamlesi çoğulcu demokrasilerde kabul edilir bir şey değildir. Bu açıdan bu yeni partinin Türkiyelileşerek yoluna devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Zaten programlarıyla da kendileri de bunu belirtiyorlar. Fakat ben yine de en büyük handikabı bu Türkiyelileşememeye bağlıyorum. Oy oranlarını etkileyecek en önemli şey Türk seçmene de bu güveni aşılamak yani evrensel solu herkesle buluşturmak. HDP nin ileri ki dönemlerde bu tip bir siyasi anlayışı kemikleştireceğini tahmin ediyorum. Çünkü hem kendileri hemde gerçek solun önünün açılması buna bağlı. Şimdi seçim beyannamesine geçecek olursak dikkat çekici maddelerden en önceliğini ''kadın hakları'' alıyor. Kadın Bakanlığı ve 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü resmi tatil yapma gibi öneriler dikkat çekici. Cinsiyet ayrımcılığına dur diyen maddeleri hayata geçirmekte ısrarcılar. Bu konuda HDP nin samimiyetine inanıyorum çünkü aday milletvekillerinin yüzde kırkını kadınlar oluşturuyor. Zaten kadınların parti içerisinde ki ağırlığını da bilmeyen yoktur. Bu konuda oldukça şeffaflar. LGBT Hakları da oldukça özgürlükçü ve dünya da ki gerçek demokrasiler de uygulanan kıstaslar arasında yer alıyor. İnanç ve din özgürlüğünün diğer kesimlere ve azınlıklara doğru yaygınlaştırılması da önemli. Alevi yurttaşların ibadet ve inanç özgürlükleri pakette kendine sağlam bir yer edinmiş. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması da tek kutuplu bir inanca göre şekillenen sömürünün sona ermesini sağlayacak önemli bir adım olacak.Vicdani red hakkının yasalar nezdinde kabul edilebilecek olmasını ben özellikle çok önemli buluyorum. Ayrıca asgari ücret artışı, taşeronlaşmanın tasfiyesi ,sosyal adaletin sağlanarak gelir üzerinden alınan vergilendirme sisteminin top yekün yeni baştan düzenlenmesi,toplumun sosyal yaşamını ilgilendiren konular da sunulan-eğitim ve gençlik bursları- öneriler çarpıcı. Sansürlerin -özellikle internet ve basın- kaldırılması ,işçi ve emekçi haklarının genişletilmesi, merkezi ve despot yönetimin gücünün halk nezdinde zayıflatılması, özgürlüklerin önünde ki engellerin kaldırılması ,anadilde eğitimin temel haklar arasına alınması ,barış sürecinin işlevselliğinin esnetilerek genişletilmesi, kavgadan uzak barışçıl dış politika, emperyalist ve kapitalist politikaların reddi, insan haklarında özgürlüklerin evrensel normlara çıkarılması ,geçmişte işlenen soykırım vb.. suçlarda şeffaf bir siyaset gütme anlayışı ve çalışan haklarını sendikal yönde arttırma gibi oldukça idealist fikirler öne çıkıyor. Ben bu anlayışın Türkiye'nin uzun vadede önünü açacağını düşünüyorum. HDP seçimi kazanır veya kazanamaz ya da bu vaatleri gerçekleştirir veya gerçekleştiremez fakat bundan daha önemlisi şu ki oldukça düzgün ve tutarlı bir yolda olduklarını rahatlıkla söyleyebiliyor olmamızdır..
Petersburg Öyküleri- Bir Delinin Anı Defteri- Palto- Burun
Yazar: N.Vasilyeviç Gogol
Yayın : İş Bankası Kültür Yayınları - 223 Sayfa
Çeviri : Mazlum Beyhan
Ünlü hiciv ustası Rus yazar Gogol'ü sanırım bilmeyenimiz yoktur.Oldukça etkileyici tasvirlerle konular ve kişileri çok iyi harmanlayan bir dili olan yazarın öyküleri de bir o kadar okur için keyif verici. Gogol özellikle modern Rus Edebiyatını var eden tarzda bir yenilik ortaya koymuştur. Diğer önemli Rus yazarlara öncü olmuş ve onların edebi dillerinin önünü açmıştır. Eski edebi anlayışın üstünü örterek yepyeni bir edebiyat akımı var etti. Bu yönüyle Gogol'ün Rusların edebiyatla gerçek manada tanışmasında önemli bir görev üstlendiğini söyleyebiliriz. Petersburg Öyküleri adıyla anılan öyküleri aslında Bir Delinin Anı Defteri, Palto,Portre,Burun,Fayton ve Neva Bulvarı hikayelerinden oluşmakta. Oldukça kısa diyebileceğimiz bu öyküler aslında Gogolün ünlü romanlarının ilk denemeleri olarak ta kabul edilebilir. Edebiyat dergilerinde seriler halinde derlenerek yayınlanan bu öyküler daha sonradan toplanarak kitap haline getirilmiş. Gogolün üstün hicivleriyle bezenmiş ve tasvirlerle şekillendirilmiş bir tablo gibi düzgün ve akıcı hikayeler ortaya çıkmış. Konular ve kişilerle anlatım özgünlüğü sizi kısa sürede öykünün içerisine sürüklüyor. Bir Delinin Anı Defteri bu öykülerin içerisinde en çok bilinenidir. Kısa bir günlükle bir delinin yaşamında kesitler elde edecek kimi zaman da güleceksiniz. Diğer hikayelerde karakterler ,olaylar,insanlar ve doğa tasvirleriyle bezenmiş olarak akıcı ve sürükleyici öykülerden oluşuyor. Özellikle benim bütün öyküler dikkatimi çekti ve diğerini ötekisinden ayıramayacağım. Hepsinin okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
Yazar Hakkında;
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar'dır. 43 yaşında Moskova’da ölmüştür.
Gönderen ukteci zaman: 4/22/2015 12:24:00 ÖÖ
Etiketler: edebiyat, gogol, inceleme, kitap, öykü, özet, petersburg, rusya
Gogol'e Mektup
Yazar : Belinskiy
Yayın : Evrensel Basım Yayın
Çeviri : Mazlum Beyhan
"İzin ver de eğilelim
Sesizce önünde öğretmenim
Çürütmüşken her şeyiyle Rusya'yı
Uyuşukluk, dalkavukluk ve kulluk ruhu
Yeni yollar döşedin ülkene
O müthiş zekan ve sonsuz direncinle!"
-Nekrasov-
Şair Nekrasov'un yazdığı bu dizelerden Belinskiyin Rusya için dönemin önemli bir şahsiyeti olduğunu kolayca anlayabiliyoruz.Usta eleştirmen Belinskiy'in geçmişin on sekizinci yüzyıl Rusyasına ait edebiyat, sanat, siyaset ve gündelik konulara karşı eleştirilerinden oluşan bu kitap genel manada o dönemin Rusyasının tartışma ortamına ışık tutuyor. Genellikle dergicilik ve edebi konular üzerine yayın evlerine karşı sert eleştiriler yönelten Belinskiy yeni Rus edebiyatıyla eski muhafazakar edebi anlayışın arasındaki farklılıkları ortaya koymaya çalışmakta. Yazılarda genelinde yapılan eleştirel yorumlar oldukça derine inebiliyor bu da okuyucuya bir yere kadar sıkıntı verebiliyor. Öncelikle belirtmeliyiz ki yazılar da çok fazla tabir bir çok kez tekrar edilmekte.Konular üzerinde aynı tabirler üzerinden şekillenen bir derinlik mevcut. Bu da kimi zaman okuyucuya hep aynı şeyleri tekrar tekrar okuduğu izlenimi verebilir. Okur yönünden yazıların şekli ve ağırlığını bu şekilde belirtme fayda olduğunu düşündüm. Çünkü kitabı elinize aldığınızda belirli bölümler haricinde- özellikle Gogol'e Mektup bölümü canlı anlatımıyla bunun dışında- on veya yirmi sayfa sonra kitaptan soğuyabilirsiniz. Konumuza dönecek olursak o dönemde yeniliğe kapalı Rusyayı tartışma masasına yatıran Belinskiy ,editörlere amansız eleştiriler yöneltmekten geri kalmıyor. Kitabın başlığına gelecek olursak usta yazar Gogol'e karşı yine eleştirel üslupla bir yazı kaleme almış. Gogol'ün savunduğu Çarlık dönemi ve siyasi yaşantısına karşı bir görüş öne sürerek yanlış yolda olduğunu açıkça ima eder. Dönemin Rus siyasi,politik hatta bürokratik yapısına olduğu kadar rejime karşıda eleştiri oklarını çevirir. Belinskiyin mektubu o dönem Rusyasın da yasaklanır. Mektupta ki idealleri benimsediği düşünülen aralarında Dostoyevskinin de bulunduğu bir çok yazar tutuklanır ve idam cezasına çarptırılır. Sonradan affedilmelerine karşın bu mektup Çara karşı muhalefet ateşini körüklemiş ve aydınlar üzerinde etkili olmuştur.Bu bakımdan bu mektup Rus tarihinde ayrıca önemlidir. Kitapta yer alan seçme yazılardan biri de Rusya'nın iki güzide şehri olan St.Petersburg ile Moskova'nın ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Belinskiy uzunca bu iki şehrin birbirlerine karşı üstün ve zayıf yönlerini açıklamış. Tabi üstünlük deyince kriter sanat, kültür ve edebiyat olmakta. İki şehrin tarihi ,sosyo kültürel yapısı ve sınıfsal farklılıkları detaylandırılmış. Kitabın sonunda Belinskiy üzerine de bir yazı mevcut.Eleştirinin nasıl yapılması gerektiğini anlamak için sanırım çoğumuzun ve en önemlisi de gazeteci, yazar ve eleştirmenlerin Belinskiyi okuması ve iyi etüt etmesi gerektiği kanısındayım.Yazılardan alıntılara geçecek olursak ;
-N. Vasiyeviç Gogol ve 1913 baskılı bir eseri-
''Yaşamı boyunca çocuk kalmak, insan huy ve davranışları içinde bana her zaman en sevimli geleni olmuştur.''
''Saygıdan daha değerli ve inançtan daha saygıdeğer bir şey daha yoktur dünyada.''
''Geçmişte pek çok şey geçmişte oldukları gibi olmasaydı, buğün de pek çok şey bugün olduğu gibi olmazdı.''
''Bugün üniversitede matematik okuyan her öğrencinin, astronomi konusunda Ptolemeus'dan daha çok şey bilmesi ,günümüz matematik öğrencilerinin Ptolemeus'dan daha büyük birer dahi oldukları anlamına mı gelir?''
''Yaşlılar geçmişle ,anılarıyla; gençlerse bugünle, çağdaş gerçeklikle yaşarlar.''
''Herşeyin fazlası zarar; gayretin bile...''
''Rus ruhuna kavga ve ayyaşlık dışında haz veren hiç mi bir şey kalmadı artık?''
''Nesneleri görmek istediğimiz gibi görmenin en kolay yolu onlara uzaktan bakmaktır.''
''Ortodoks kilisesi her zaman kırbacın destekçisi, despotizmin yaltakçısı olmuştur.''
''Rusya'da pisboğazlık, pintilik, yalaklık, yaltaklık, yüzsüzlük denilince bir tek papazlar akla gelmez mi?''
''Rus insanı, tanrının adını kıçını kaşıyarak anar.''
''Kör inançlar, uygarlık alanında kazanılan başarılarla yok olur gider.''
''Fazilet asla mükafatsız kalmaz, sefahat da cezasız!''
Yazar Hakkında ;
Vissarion Grigoryeviç Belinski (Rusça: Виссарио́н Григо́рьевич Бели́нский) (d. 11 Haziran 1811 - ö. 7 Haziran 1848), Batılılaşmaya eğilimi Rus edebiyat eleştirmenidir. Alexander Herzen, Mihail Bakunin ve diğer eleştirel entelektüellerle iştiraki olmuştur. Şair ve yayıncı Nikolay Nekrasov'un kariyerinde ve Sovremennik adlı popüler dergisinde önemli rol oynamıştır.
Yayın : Evrensel Basım Yayın
Çeviri : Mazlum Beyhan
"İzin ver de eğilelim
Sesizce önünde öğretmenim
Çürütmüşken her şeyiyle Rusya'yı
Uyuşukluk, dalkavukluk ve kulluk ruhu
Yeni yollar döşedin ülkene
O müthiş zekan ve sonsuz direncinle!"
-Nekrasov-
Şair Nekrasov'un yazdığı bu dizelerden Belinskiyin Rusya için dönemin önemli bir şahsiyeti olduğunu kolayca anlayabiliyoruz.Usta eleştirmen Belinskiy'in geçmişin on sekizinci yüzyıl Rusyasına ait edebiyat, sanat, siyaset ve gündelik konulara karşı eleştirilerinden oluşan bu kitap genel manada o dönemin Rusyasının tartışma ortamına ışık tutuyor. Genellikle dergicilik ve edebi konular üzerine yayın evlerine karşı sert eleştiriler yönelten Belinskiy yeni Rus edebiyatıyla eski muhafazakar edebi anlayışın arasındaki farklılıkları ortaya koymaya çalışmakta. Yazılarda genelinde yapılan eleştirel yorumlar oldukça derine inebiliyor bu da okuyucuya bir yere kadar sıkıntı verebiliyor. Öncelikle belirtmeliyiz ki yazılar da çok fazla tabir bir çok kez tekrar edilmekte.Konular üzerinde aynı tabirler üzerinden şekillenen bir derinlik mevcut. Bu da kimi zaman okuyucuya hep aynı şeyleri tekrar tekrar okuduğu izlenimi verebilir. Okur yönünden yazıların şekli ve ağırlığını bu şekilde belirtme fayda olduğunu düşündüm. Çünkü kitabı elinize aldığınızda belirli bölümler haricinde- özellikle Gogol'e Mektup bölümü canlı anlatımıyla bunun dışında- on veya yirmi sayfa sonra kitaptan soğuyabilirsiniz. Konumuza dönecek olursak o dönemde yeniliğe kapalı Rusyayı tartışma masasına yatıran Belinskiy ,editörlere amansız eleştiriler yöneltmekten geri kalmıyor. Kitabın başlığına gelecek olursak usta yazar Gogol'e karşı yine eleştirel üslupla bir yazı kaleme almış. Gogol'ün savunduğu Çarlık dönemi ve siyasi yaşantısına karşı bir görüş öne sürerek yanlış yolda olduğunu açıkça ima eder. Dönemin Rus siyasi,politik hatta bürokratik yapısına olduğu kadar rejime karşıda eleştiri oklarını çevirir. Belinskiyin mektubu o dönem Rusyasın da yasaklanır. Mektupta ki idealleri benimsediği düşünülen aralarında Dostoyevskinin de bulunduğu bir çok yazar tutuklanır ve idam cezasına çarptırılır. Sonradan affedilmelerine karşın bu mektup Çara karşı muhalefet ateşini körüklemiş ve aydınlar üzerinde etkili olmuştur.Bu bakımdan bu mektup Rus tarihinde ayrıca önemlidir. Kitapta yer alan seçme yazılardan biri de Rusya'nın iki güzide şehri olan St.Petersburg ile Moskova'nın ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Belinskiy uzunca bu iki şehrin birbirlerine karşı üstün ve zayıf yönlerini açıklamış. Tabi üstünlük deyince kriter sanat, kültür ve edebiyat olmakta. İki şehrin tarihi ,sosyo kültürel yapısı ve sınıfsal farklılıkları detaylandırılmış. Kitabın sonunda Belinskiy üzerine de bir yazı mevcut.Eleştirinin nasıl yapılması gerektiğini anlamak için sanırım çoğumuzun ve en önemlisi de gazeteci, yazar ve eleştirmenlerin Belinskiyi okuması ve iyi etüt etmesi gerektiği kanısındayım.Yazılardan alıntılara geçecek olursak ;
-N. Vasiyeviç Gogol ve 1913 baskılı bir eseri-
''Yaşamı boyunca çocuk kalmak, insan huy ve davranışları içinde bana her zaman en sevimli geleni olmuştur.''
''Saygıdan daha değerli ve inançtan daha saygıdeğer bir şey daha yoktur dünyada.''
''Geçmişte pek çok şey geçmişte oldukları gibi olmasaydı, buğün de pek çok şey bugün olduğu gibi olmazdı.''
''Bugün üniversitede matematik okuyan her öğrencinin, astronomi konusunda Ptolemeus'dan daha çok şey bilmesi ,günümüz matematik öğrencilerinin Ptolemeus'dan daha büyük birer dahi oldukları anlamına mı gelir?''
''Yaşlılar geçmişle ,anılarıyla; gençlerse bugünle, çağdaş gerçeklikle yaşarlar.''
''Herşeyin fazlası zarar; gayretin bile...''
''Rus ruhuna kavga ve ayyaşlık dışında haz veren hiç mi bir şey kalmadı artık?''
''Nesneleri görmek istediğimiz gibi görmenin en kolay yolu onlara uzaktan bakmaktır.''
''Ortodoks kilisesi her zaman kırbacın destekçisi, despotizmin yaltakçısı olmuştur.''
''Rusya'da pisboğazlık, pintilik, yalaklık, yaltaklık, yüzsüzlük denilince bir tek papazlar akla gelmez mi?''
''Rus insanı, tanrının adını kıçını kaşıyarak anar.''
''Kör inançlar, uygarlık alanında kazanılan başarılarla yok olur gider.''
''Fazilet asla mükafatsız kalmaz, sefahat da cezasız!''
Yazar Hakkında ;
Vissarion Grigoryeviç Belinski (Rusça: Виссарио́н Григо́рьевич Бели́нский) (d. 11 Haziran 1811 - ö. 7 Haziran 1848), Batılılaşmaya eğilimi Rus edebiyat eleştirmenidir. Alexander Herzen, Mihail Bakunin ve diğer eleştirel entelektüellerle iştiraki olmuştur. Şair ve yayıncı Nikolay Nekrasov'un kariyerinde ve Sovremennik adlı popüler dergisinde önemli rol oynamıştır.
7'den 70'e Taş Devri Diyeti
Yazar : Prof. Dr. Ahmet Aydın
Yayın : Hayykitap - 503 Sayfa
Prof. Dr. Ahmet Aydının kaleminden sağlıklı beslenme ve hastalıklardan korunma başvuru kitabı olarak yayınlanan bu yapıt oldukça faydalı bilgilerle ,bilimsel verilerin ışığın da insanlara sağlıklı ve zinde kalmanın formüllerini sunuyor. Doğal beslenmenin neredeyse sıfırlandığı günümüzde hastalıklarla mücadele etmek çok önemli bir konu. Tabi bunu günümüzde ilaçlar yoluyla modern tıbbın kuralları dahilinde gerçekleştiriyoruz. Bu kitapta yazılan doğal ve organik beslenme kurallarıyla hastane kapılarını çok sık arşınlayan hastalara da belirli düzeyde bilinç aktarma amacı taşıdığı aşikar.Şeker,yağlar,unlu yiyecekler,karbonhidratlar,glisemik indeks,insülin direnci, meyve ve sebzeler gibi aklınıza gelebilecek her türlü kavram geniş şekilde ele alınmış. Başta söylediğimiz gibi bilimsel veriler ve araştırma sonuçları da güzel derlenmiş. Bu yönüyle emsallerinden çok çabuk ayrılan bir eser olduğunu söyleyebilirim. Güvenilir kaynaklardan referanslar aktarılmış. Kitabın amacı sağlıklı beslenme bilinci oluşturmak. Tabi buna tam bilgi edinerek sahip olabilirsiniz. Oldukça doyurucu ve açıklayıcı bilgilerle konular karmaşıklıktan uzak ele alınmış.Ayrıca bu kitabın piyasada satılan basit diyet kitaplarıyla karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Kanser,gut,tansiyon,kolesterol,kemik erimesi,diş sağlığı vb.. bir çok hastalık ayrı bölümlerle kitapta kendilerine yer bulmuşlar.Sporcu beslenmesiyle birlikte Anne ve Bebek beslenmesi de anlatılan konular arasında. Kısacası ben bu kitaba sağlıklı beslenmenin kutsal kitabı adını veriyorum.
Yazar Hakkında ;
1953 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ahmet Aydın, 1977 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi. 1982 yılında aynı Fakülte’nin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünde uzmanlığını tamamladı. 1988 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde doçent, 1993 yılında Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı başkanı ve 1994 yılında da profesör oldu. “Otizme çözüm var”, “Taş devri diyeti. Doğru beslenmenin başucu kitabı”, “7'den 70'e Taş Devri Diyeti” gibi çeşitli konularda yazdığı 6 kitabı ile yerli ve yabancı 100’ün üzerinde makalesi olan Aydın, evli ve bir çocuk sahibiydi.
Gönderen ukteci zaman: 4/07/2015 11:01:00 ÖS
Etiketler: ahmet aydın, araştırma, beslenme, diyet, inceleme, özet, sağlık, tıp
İvan Denisoviç'in Bir Günü
Yazar : Aleksandr İsayeviç Soljenitsin
Yayın : İletişim Yayınları - 155 Sayfa
Çeviri : Mehmet Özgül
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin'in yazdığı bu eser, kitapta ki ismiyle Şuhov olarak geçen İvan Denisoviç'in casusluk iddiasıyla Sibirya kampına gönderilmesiyle gelişen olayları anlatır. Anlatı tadında ki bir üslupla kaleme alınan bu kitap Denisoviç'in üç bin altı yüz elli üç gününden sadece bir gününü, yani sabah yatağından kalkıp akşam ranzasına dönmesi arasında geçen süreyi gözler önüne serer. Stalin döneminin baskıcı ve otoriter yönetim tarzına bir gönderme olarak yazıldığı anlaşılan bu kitap o dönemlerde yasaklanmış ve baskıları yakılmıştı. Sovyet yönetiminin gerekçeli veya gerekçesiz kamplara gönderdiği insanların buruk hayat hikayesi konuyu teşkil eder. Sibirya soğuğun her haliyle hissedildiği kamp yaşamının mahkumlar üzerinde ki etkisi vurgulanır. Aslında Denisoviç İkinci Dünya Savaşında Nazilere esir düşer. Fakat bir yolunu bularak kaçar ve evine döner. Sovyet yönetimi ise Denisoviç ve diğer kaçan kişileri haksız bir itham olarak casuslukla suçlar ve onları Sibirya kamplarına yollar. Kamp yaşamı canlı bir üslupla anlatılır. Kalk emriyle uyanan mahpuslar zorlu koşullarda çalıştırılır. Kimi hastalanarak telef olur kimi de gerekçesiz sebeplerle hücrelerde çürümeye terk edilir. Kısacası baskının ve zulmün her haliyle hissedildiği kamp yaşamını okuduğunuzda o dönemi canlandıracaksınız.
-Diktatör Stalin-
''Dualarda şikayet dilekçesi gibidir.Ya yerine ulaşmaz yada ulaşsa bile red yanıtıyla reddedilir.''
''İki işi becerenin on işe birden aklı erer.''
''İnsan hakkını vermediği şeyin kıymetini bilmez''
''Bazı gerçekler karşısında kimi kez susmak her zaman işe yarar.''
''Ne de olsa insan sadece kendi işini layıkıyla yapmaya çalışır.''
''Sürgün kampından mektup göndermek dipsiz kuyuya taş atmaya benzer.''
''Fazla sanat, sanat demek değildir. Bu ekmek yerine fazladan şeker yemeye benzer.''
Yazar Hakkında;
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (11 Aralık 1918; Kislovodsk, Stavropol Krayı - 3 Ağustos 2008, Moskova), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.Soljenitsin'in romanları hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. 3 Ağustos 2008'de babasının Moskova'daki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 2007 yılında Rusya devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.
Yayın : İletişim Yayınları - 155 Sayfa
Çeviri : Mehmet Özgül
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin'in yazdığı bu eser, kitapta ki ismiyle Şuhov olarak geçen İvan Denisoviç'in casusluk iddiasıyla Sibirya kampına gönderilmesiyle gelişen olayları anlatır. Anlatı tadında ki bir üslupla kaleme alınan bu kitap Denisoviç'in üç bin altı yüz elli üç gününden sadece bir gününü, yani sabah yatağından kalkıp akşam ranzasına dönmesi arasında geçen süreyi gözler önüne serer. Stalin döneminin baskıcı ve otoriter yönetim tarzına bir gönderme olarak yazıldığı anlaşılan bu kitap o dönemlerde yasaklanmış ve baskıları yakılmıştı. Sovyet yönetiminin gerekçeli veya gerekçesiz kamplara gönderdiği insanların buruk hayat hikayesi konuyu teşkil eder. Sibirya soğuğun her haliyle hissedildiği kamp yaşamının mahkumlar üzerinde ki etkisi vurgulanır. Aslında Denisoviç İkinci Dünya Savaşında Nazilere esir düşer. Fakat bir yolunu bularak kaçar ve evine döner. Sovyet yönetimi ise Denisoviç ve diğer kaçan kişileri haksız bir itham olarak casuslukla suçlar ve onları Sibirya kamplarına yollar. Kamp yaşamı canlı bir üslupla anlatılır. Kalk emriyle uyanan mahpuslar zorlu koşullarda çalıştırılır. Kimi hastalanarak telef olur kimi de gerekçesiz sebeplerle hücrelerde çürümeye terk edilir. Kısacası baskının ve zulmün her haliyle hissedildiği kamp yaşamını okuduğunuzda o dönemi canlandıracaksınız.
-Diktatör Stalin-
''Dualarda şikayet dilekçesi gibidir.Ya yerine ulaşmaz yada ulaşsa bile red yanıtıyla reddedilir.''
''İki işi becerenin on işe birden aklı erer.''
''İnsan hakkını vermediği şeyin kıymetini bilmez''
''Bazı gerçekler karşısında kimi kez susmak her zaman işe yarar.''
''Ne de olsa insan sadece kendi işini layıkıyla yapmaya çalışır.''
''Sürgün kampından mektup göndermek dipsiz kuyuya taş atmaya benzer.''
''Fazla sanat, sanat demek değildir. Bu ekmek yerine fazladan şeker yemeye benzer.''
Yazar Hakkında;
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (11 Aralık 1918; Kislovodsk, Stavropol Krayı - 3 Ağustos 2008, Moskova), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.Soljenitsin'in romanları hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. 3 Ağustos 2008'de babasının Moskova'daki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 2007 yılında Rusya devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









