7'den 70'e Taş Devri Diyeti
Yazar : Prof. Dr. Ahmet Aydın
Yayın : Hayykitap - 503 Sayfa
Prof. Dr. Ahmet Aydının kaleminden sağlıklı beslenme ve hastalıklardan korunma başvuru kitabı olarak yayınlanan bu yapıt oldukça faydalı bilgilerle ,bilimsel verilerin ışığın da insanlara sağlıklı ve zinde kalmanın formüllerini sunuyor. Doğal beslenmenin neredeyse sıfırlandığı günümüzde hastalıklarla mücadele etmek çok önemli bir konu. Tabi bunu günümüzde ilaçlar yoluyla modern tıbbın kuralları dahilinde gerçekleştiriyoruz. Bu kitapta yazılan doğal ve organik beslenme kurallarıyla hastane kapılarını çok sık arşınlayan hastalara da belirli düzeyde bilinç aktarma amacı taşıdığı aşikar.Şeker,yağlar,unlu yiyecekler,karbonhidratlar,glisemik indeks,insülin direnci, meyve ve sebzeler gibi aklınıza gelebilecek her türlü kavram geniş şekilde ele alınmış. Başta söylediğimiz gibi bilimsel veriler ve araştırma sonuçları da güzel derlenmiş. Bu yönüyle emsallerinden çok çabuk ayrılan bir eser olduğunu söyleyebilirim. Güvenilir kaynaklardan referanslar aktarılmış. Kitabın amacı sağlıklı beslenme bilinci oluşturmak. Tabi buna tam bilgi edinerek sahip olabilirsiniz. Oldukça doyurucu ve açıklayıcı bilgilerle konular karmaşıklıktan uzak ele alınmış.Ayrıca bu kitabın piyasada satılan basit diyet kitaplarıyla karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Kanser,gut,tansiyon,kolesterol,kemik erimesi,diş sağlığı vb.. bir çok hastalık ayrı bölümlerle kitapta kendilerine yer bulmuşlar.Sporcu beslenmesiyle birlikte Anne ve Bebek beslenmesi de anlatılan konular arasında. Kısacası ben bu kitaba sağlıklı beslenmenin kutsal kitabı adını veriyorum.
Yazar Hakkında ;
1953 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Ahmet Aydın, 1977 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi. 1982 yılında aynı Fakülte’nin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünde uzmanlığını tamamladı. 1988 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde doçent, 1993 yılında Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı başkanı ve 1994 yılında da profesör oldu. “Otizme çözüm var”, “Taş devri diyeti. Doğru beslenmenin başucu kitabı”, “7'den 70'e Taş Devri Diyeti” gibi çeşitli konularda yazdığı 6 kitabı ile yerli ve yabancı 100’ün üzerinde makalesi olan Aydın, evli ve bir çocuk sahibiydi.
Gönderen ukteci zaman: 4/07/2015 11:01:00 ÖS
Etiketler: ahmet aydın, araştırma, beslenme, diyet, inceleme, özet, sağlık, tıp
İvan Denisoviç'in Bir Günü
Yazar : Aleksandr İsayeviç Soljenitsin
Yayın : İletişim Yayınları - 155 Sayfa
Çeviri : Mehmet Özgül
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin'in yazdığı bu eser, kitapta ki ismiyle Şuhov olarak geçen İvan Denisoviç'in casusluk iddiasıyla Sibirya kampına gönderilmesiyle gelişen olayları anlatır. Anlatı tadında ki bir üslupla kaleme alınan bu kitap Denisoviç'in üç bin altı yüz elli üç gününden sadece bir gününü, yani sabah yatağından kalkıp akşam ranzasına dönmesi arasında geçen süreyi gözler önüne serer. Stalin döneminin baskıcı ve otoriter yönetim tarzına bir gönderme olarak yazıldığı anlaşılan bu kitap o dönemlerde yasaklanmış ve baskıları yakılmıştı. Sovyet yönetiminin gerekçeli veya gerekçesiz kamplara gönderdiği insanların buruk hayat hikayesi konuyu teşkil eder. Sibirya soğuğun her haliyle hissedildiği kamp yaşamının mahkumlar üzerinde ki etkisi vurgulanır. Aslında Denisoviç İkinci Dünya Savaşında Nazilere esir düşer. Fakat bir yolunu bularak kaçar ve evine döner. Sovyet yönetimi ise Denisoviç ve diğer kaçan kişileri haksız bir itham olarak casuslukla suçlar ve onları Sibirya kamplarına yollar. Kamp yaşamı canlı bir üslupla anlatılır. Kalk emriyle uyanan mahpuslar zorlu koşullarda çalıştırılır. Kimi hastalanarak telef olur kimi de gerekçesiz sebeplerle hücrelerde çürümeye terk edilir. Kısacası baskının ve zulmün her haliyle hissedildiği kamp yaşamını okuduğunuzda o dönemi canlandıracaksınız.
-Diktatör Stalin-
''Dualarda şikayet dilekçesi gibidir.Ya yerine ulaşmaz yada ulaşsa bile red yanıtıyla reddedilir.''
''İki işi becerenin on işe birden aklı erer.''
''İnsan hakkını vermediği şeyin kıymetini bilmez''
''Bazı gerçekler karşısında kimi kez susmak her zaman işe yarar.''
''Ne de olsa insan sadece kendi işini layıkıyla yapmaya çalışır.''
''Sürgün kampından mektup göndermek dipsiz kuyuya taş atmaya benzer.''
''Fazla sanat, sanat demek değildir. Bu ekmek yerine fazladan şeker yemeye benzer.''
Yazar Hakkında;
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (11 Aralık 1918; Kislovodsk, Stavropol Krayı - 3 Ağustos 2008, Moskova), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.Soljenitsin'in romanları hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. 3 Ağustos 2008'de babasının Moskova'daki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 2007 yılında Rusya devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.
Yayın : İletişim Yayınları - 155 Sayfa
Çeviri : Mehmet Özgül
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin'in yazdığı bu eser, kitapta ki ismiyle Şuhov olarak geçen İvan Denisoviç'in casusluk iddiasıyla Sibirya kampına gönderilmesiyle gelişen olayları anlatır. Anlatı tadında ki bir üslupla kaleme alınan bu kitap Denisoviç'in üç bin altı yüz elli üç gününden sadece bir gününü, yani sabah yatağından kalkıp akşam ranzasına dönmesi arasında geçen süreyi gözler önüne serer. Stalin döneminin baskıcı ve otoriter yönetim tarzına bir gönderme olarak yazıldığı anlaşılan bu kitap o dönemlerde yasaklanmış ve baskıları yakılmıştı. Sovyet yönetiminin gerekçeli veya gerekçesiz kamplara gönderdiği insanların buruk hayat hikayesi konuyu teşkil eder. Sibirya soğuğun her haliyle hissedildiği kamp yaşamının mahkumlar üzerinde ki etkisi vurgulanır. Aslında Denisoviç İkinci Dünya Savaşında Nazilere esir düşer. Fakat bir yolunu bularak kaçar ve evine döner. Sovyet yönetimi ise Denisoviç ve diğer kaçan kişileri haksız bir itham olarak casuslukla suçlar ve onları Sibirya kamplarına yollar. Kamp yaşamı canlı bir üslupla anlatılır. Kalk emriyle uyanan mahpuslar zorlu koşullarda çalıştırılır. Kimi hastalanarak telef olur kimi de gerekçesiz sebeplerle hücrelerde çürümeye terk edilir. Kısacası baskının ve zulmün her haliyle hissedildiği kamp yaşamını okuduğunuzda o dönemi canlandıracaksınız.
-Diktatör Stalin-
''Dualarda şikayet dilekçesi gibidir.Ya yerine ulaşmaz yada ulaşsa bile red yanıtıyla reddedilir.''
''İki işi becerenin on işe birden aklı erer.''
''İnsan hakkını vermediği şeyin kıymetini bilmez''
''Bazı gerçekler karşısında kimi kez susmak her zaman işe yarar.''
''Ne de olsa insan sadece kendi işini layıkıyla yapmaya çalışır.''
''Sürgün kampından mektup göndermek dipsiz kuyuya taş atmaya benzer.''
''Fazla sanat, sanat demek değildir. Bu ekmek yerine fazladan şeker yemeye benzer.''
Yazar Hakkında;
Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (11 Aralık 1918; Kislovodsk, Stavropol Krayı - 3 Ağustos 2008, Moskova), 1970 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.Soljenitsin'in romanları hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri içerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastanede geçmektedir. Hapishane ve hastane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkiyi gösterir. 3 Ağustos 2008'de babasının Moskova'daki evinde kalp yetmezliğinden 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. 2007 yılında Rusya devlet başkanı Vladimir Putin kendisine ödül vermiştir.
Doktor Bilmem Hap Bilmem
Yazar : Cemalettin Aşır
Yayın : Ekrem Matbaası - 346 Sayfa
Ziraat yüksek mühendisi Cemalettin Aşır tarafından kaleme alınan bu kitap bize sağlıklı ve düzenli beslenmenin ip uçlarını sunuyor. Anadolu'nun dört bir tarafını gezen yazar, kendi deneyim ve gözlemleri sonucu edindiği bilgileri okuyucuya sunmakta. Günümüzde beslenme ve gıda üzerine yazılmış eserler oldukça kısıtlı. Bu eserin bu boşluğu doldurabileceğine inanıyorum. Cemalettin Aşır tarafından bana hediye olarak gönderilen kitapta gıda üzerine doyurucu bilgiler mevcut. Ne zaman, ne şekilde hangi öğünlerde hangi gıdaları tüketebileceğimiz konusu geniş şekilde işlenmiş. Özellikle sanayi devrimi sonrası endüstriyel besin kaynaklarının yaygınlaşması sonucu ortaya çıkan hastalıklara karşı uyarı niteliğinde öğütlere rastlıyoruz eserde. Ayrıca dikkat çekici şekilde yazar, süt ve süt ürünlerinin zararlarına uzun uzadıya değinmiş. Uydurulmamış her türden doğada bulunan doğal besinlerin tüketilmesi gerektiği belirtiliyor. Kilo kontrolünü sağlamanın yöntemleri anlatılıyor. Kitapta yer verdiği kan tahlilleri de çıkarımlarını desteklemiş görünüyor. Ayrıca kitabın sonunda yenilmemesi gereken ve uzak durulması istenen uydurulmuş gıdaların uzunca bir listesi de mevcut. Gıda,beslenme ve sağlık üzerine meraklı okuyuculara öneririm.
"Gerçek anlamda başarılı insan, hayatta sağlığını koruyabilmeyi başaran insandır.!"
''Doğada ne yemesi ve ne içmesi gerektiğini bilmeyen tek canlı türü insandır.''
''Hasta olup doktora gittiğiniz de size muhtemelen hap yazacaktır. İşte o zaman gerçek manada ''hapı yuttunuz'' demektir. Hatta bazılarımız daha ileriye gidip tam olarak ''hapkolik'' olup çıkıveriyor''..
''Baya şunları şunları yememen gerekir dediğim de bana olmaz o zaman ben ölürüm diyor. Al şu bıçağı beni öldür daha iyi diyor. Benim seni öldürmem gerekmez sen zaten yavaş yavaş kendini öldürüyorsun ama farkında değilsin. ''
''Kilo verene kadar salata,sebze yemekleri ve su için. Kilo verip uygun bir ağırlığa eriştiğinizde baklagil,kuru yemiş,meyve,bitkisel çaylar,balık ve kırmızı et ile beslenin..''
Yazar Hakkında ;
Cemallettin Aşır
Ziraat Yüksek Mühendisidir. Çukurova Üniversitesi mezunudur ve Adana'da yaşamaktadır.
Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
Yazar : George Orwell
Yayın : Can Yayınları - 352 Sayfa
Çeviri : Celal Üster
Şimdi size Türk okur kitlelerince günümüzde popülaritesi oldukça artan bir kitaptan bahsedeceğim. Tabi ki tahmin edebileceğiniz gibi Orwell’in 1948 yılında bitirdiği 1984'ü bir çok kitabevinde en çok satılanlar listesinde en üst sıraları zorluyor. Bilindiği üzere Alev Alatlı geçenlerde bir konferansta Başbakan Erdoğan'a George Orwell hayatta olsaydı sizi ayakta alkışlardı demişti. Gerçi alkışlar mıydı yoksa alkışlamaz mıydı bunu bilemeyiz ama bildiğimiz tek şey kitabin oldukça dikkat çekici bir konuya eğiliyor olmasıdır. İngiliz yazar George Orwell'in Hayvan Çiftliğinden sonra okuduğum ikinci kitabı olan 1984 oldukça usta işi kurgusuyla daha konunun ilk başlarında ilgi uyandırmayı başarıyor. Kitap, Hayvan Çiftliğiyle benzer şekilde politik meselelere atıf yapmakta. Esasında 1984 senesinde Okyanusya isimli kurmaca bir devlette bulunan İngsos isimli ideoloji üzerinden devlet ve siyasi baskılara toplumu oluşturan bireyler nezdinde ışık tutuyor. Devlet baskısı sonucu insanlar üzerinde ki oto kontrol ,fişleme,izleme ve dinlemelerle birlikte buharlaştırılan partililerinde bulunduğu bu ince zeka ürünü roman, o günlerden bugünlerin ve gelecek nesillerin bir portresini sunuyor. Baskıcı ve otoriter ideolojilerde insanların robotlaştırılan bir nesne olarak algılandığı konusunu işlemekte. Her an her türden devletin uyguladığı sansür ve totaliter yapıya dikkat çekmeye çalışan yazar gizli devlet yapılanmaları konusuna da kitabında değinir. Oluşturduğu Winston karakteri üzerinden de düşünce bazında beyinlerin hangi yöntem ve sistemlerle sulandırılmaya çalışıldığını açıklamaya çalışır. Ayrıca konunun dışında kalmadan Winston'un yaşadığı ufak bir aşk macerası da kitabı renklendirir. Aslında bu maceranın temeli, cinselliği de tehlikeli bulup yok etmek isteyen yapıya şiddetli bir vurgu yapmasıdır. Çünkü Okyanusya da sevişmek siyasal bir eylem olarak kabul ediliyordu. Orwell’in kitabı geleceğe bir uyarıdır ve kurguladığı sosyalist yapı da eski komünist yapıya ince bir göndermedir. Belki okuyucuya yazar daha ağır bir yönden meseleyi abartmış eğilimi uyandırabilir fakat iktidarı ele geçiren her parti unutulmamalıdır ki geçmişten günümüze ne denli güçlenirse halkı da o nispette kontrol altına almaya çalışır. Bu yönüyle Orwell hiç de haksız sayılmaz. İngsos- İngiliz sosyalizmi- ideolojisinin daha ileriye giderek beyin yıkama ve düşünmeyi örseleme adına dil devriminden bile çekinmemesi dikkat çekicidir. Ayrıca yazar geçmişi silerek yeni bir tarih yazılabileceği savını da iyi işlemiş. Kitapta Winston'un ele geçtikten sonra İngsos ideolojisinin önderlerinden O’Brien ile gerçekleştirdiği diyaloglar ve Goldstein'in kitabından okuduğu bölümler oldukça ufuk açıcı. Devletlerin neden savaştığı, gelir eşitsizliklerinin neden çözümlenmek istenmediği gibi sorulara da cevap arar hatta konunun çözümü için metafiziğe kadar uzanır. İktidar hırsının sebepleri sıralanır. Düşünce polisi ve özel yaşamı yok eden tele ekranlar kitapta sıkça tekrarlanan tabirlerdir.Ayrıca bu kitap sayesinde Dünya literatürüne geçen Big Brother’in - Büyük Birader-kim olduğu da oldukça şaşırtıcıdır. Eser, dahice kurgulanan politik bir planın, zekice bir üslupla anlatıldığı ender yapıtlardan biridir. Çevirinin de çok iyi olduğunu belirtmekte fayda var. Kısacası sizi soluksuz okuyacağınız politik bir başyapıt bekliyor.
''Geçmişi denetim altında tutan geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan geçmişi de denetim altında tutar''
''Özgürlük iki kere iki dört eder diyebilmektir. Buna izin verilirse, arkası gelir.''
''Savaşmanın amacı her zaman ,verilecek başka bir savaşta daha iyi bir konumda olmaktan başka bir şey değildir.''
''Felsefede, dinde ahlakta ya da politikada iki kere iki beş edebilirdi, ama iş top,tüfek ya da uçağın yapımına geldi mi,iki kere iki dört etmek zorundadır.''
''Savaş daha önce ki savaşlarla karşılaştırdığımız da düzenbazlıktan başka bir şey değildir.''
''En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır.''
''Yüksek kesimin amacı yerini korumaktır. Orta kesimin amacı yüksek kesimle yer değiştirmektir. Aşağı kesimin amacı ise toz pembe hülyalarla boş hayallere kapılarak herkesin eşit olduğu bir dünyayı düşlemekten ibarettir.''
''Kitleler kendi başlarına asla ayaklanmadıkları gibi ,sırf ezildikleri için ayaklandıkları da görülmemiştir.''
''Kavrayış ne denli fazlaysa ,yanılma da o ölçüde fazladır; Zeka ne denli fazlaysa,akıl o ölçüde azdır.''
''İktidar bir araç değil ,bir amaçtır.''
''Akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülmez.''
Yazar Hakkında ;
George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (d. 25 Haziran 1903, Bihar; ö. 21 Ocak 1950, Londra) , 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizm'e karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. 21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş.
Sineklerin Tanrısı
Yazar : William Golding
Yayın : Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 262 Sayfa
Çeviri : Mina Urgan
William Golding'in okuduğum ilk kitabı olan ''Sineklerin Tanrısı'' bilindiği üzere bir çok kitabevinin en çok satanlar listesinde üst sıralarda. 28.Basımı yapılan kitabın satış rakamları oldukça üst seviyede. Bende oldukça dikkat çeken bu kitabı geçen haftalarda edindim. Çok uzun bir hikaye sayılmaz aslında Sineklerin Tanrısı. Konusu oldukça basit ve bilindik aslında. Çocukluğunda Mercan Adasını okumayanımız yoktur. Hikaye aslında ortak benzerlikler içeriyor fakat ana hatları dışında detaylarda uçurumlar kadar farklılıklardan söz etmek gerek. Mercan Adası tadında doğal bir atmosfer ve egzotik doğa ortamında geçen hikaye daha politik ve gizli bir şekilde insani mesajlar vererek büyüklere hitap etmekte birlikte ana konusu dışında fazla düşünmeden ve yüzeysel bir okumayla çocukların da dikkatini çekebilecek bir konu işliyor. Hikaye savaş sebebiyle bir grup çocuğun adaya düşmesiyle başlıyor ve gelişiyor. Ortak arkadaşlıklar ve iş birliği çerçevesinde çocuklar kendi aralarında kamplaşıyorlar. Çok detaya girmeyeceğim fakat olaylar daha sonra çatışma şeklinde devam ediyor. Büyük bir ülkenin küçük bir adaya sığdırılmış modeli olarak düşünebiliriz hikayeyi.
Karakter bakımından her birinin kendine has kişilikleri mevcut. Birisi oldukça zeki iken diğeri cesur ,bir diğeri de peygamber kadar hoşgörülü olabiliyor. Kişiliklerin temsil ettikleri modeller var. Mesela Ralph karakteri modern toplumcu yönetimin tipik bir iz düşümü olarak görülebilirken ,Jack karakteri daha otoriter ve dikta bir yönetimin tasavvuru şeklinde belirmekte.Yine başka bir karakter olan Domuzcuk akıl ,mantık ve bilgeliği simgeliyor. Eseri karakterler ve konusu dışında temsil ettiği sistem dahilinde bir bütün olarak derinlemesine kavrayarak okumak gerekiyor.Yoksa kitap size basit bir çocuk hikayesi gibi gelecektir. Sineklerin Tanrısı denilen ölü domuz kafası ise esasında insanın içerisinde ki kötülüğün bir simgesi. Her insanın içinde bulunan iyilikler ve kötülükler belirli çıkar ilişkileri söz konusu olduğunda çatışmaya başlar. Ayrıca iyilikle kötülüğün savaşından ziyade demokratik düzen ve diktatörlük rejimlerinin de kavgasına şahit oluyoruz. Modern bir toplum ve onu oluşturan çağdaş bireyler dünyadan soyutlanıp kendini içine çekildiğinde aynı Nazizmde olduğu gibi kabileşme eğilimiyle yavaş yavaş vahşileşmeye başlar. Bu yönüyle Nazi Almanyası ve Komünizme totaliterlik anlayışları sebebiyle ince bir eleştiri olarak anlamlandırma yapabiliriz. Dediğim gibi William Golding büyük bir sistemi-ideolojik ve yönetimsel- küçük bir adaya ve üzerinde yaşayan karakterlere çok güzel uyarlamış. Özümseyerek ve anlamlar çıkararak okuduğunuzda basit bir ilkokul çağı kitabı gibi görünen - fakat aslında öyle olmayan- bu eserden çok zevk alacağınıza eminim. Unutmadan söylemem gereken son şey ise Mina Urganın ''Son Sözünü'' kitabın sonunda bulunmasına rağmen mutlaka kitabı bitirdikten sonra okumanız gerektiğidir..
Yazar Hakkında ;
Sir William Gerald Golding (19 Eylül 1911 – 19 Haziran 1993) İngiliz roman yazarı. 1911 yılında Cornwall'de doğdu. Oxford Üniversitesini bitirdi. 1934'te Poems yayınlandı. 1954'te Sineklerin Tanrısı ile ün kazandı. 1988'de "Sir" ünvanını alan Golding, 1993'te ardında yarım kalmış bir roman bırakarak (The Double Tongue) kalp yetmezliğinden öldü.
Yayın : Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 262 Sayfa
Çeviri : Mina Urgan
William Golding'in okuduğum ilk kitabı olan ''Sineklerin Tanrısı'' bilindiği üzere bir çok kitabevinin en çok satanlar listesinde üst sıralarda. 28.Basımı yapılan kitabın satış rakamları oldukça üst seviyede. Bende oldukça dikkat çeken bu kitabı geçen haftalarda edindim. Çok uzun bir hikaye sayılmaz aslında Sineklerin Tanrısı. Konusu oldukça basit ve bilindik aslında. Çocukluğunda Mercan Adasını okumayanımız yoktur. Hikaye aslında ortak benzerlikler içeriyor fakat ana hatları dışında detaylarda uçurumlar kadar farklılıklardan söz etmek gerek. Mercan Adası tadında doğal bir atmosfer ve egzotik doğa ortamında geçen hikaye daha politik ve gizli bir şekilde insani mesajlar vererek büyüklere hitap etmekte birlikte ana konusu dışında fazla düşünmeden ve yüzeysel bir okumayla çocukların da dikkatini çekebilecek bir konu işliyor. Hikaye savaş sebebiyle bir grup çocuğun adaya düşmesiyle başlıyor ve gelişiyor. Ortak arkadaşlıklar ve iş birliği çerçevesinde çocuklar kendi aralarında kamplaşıyorlar. Çok detaya girmeyeceğim fakat olaylar daha sonra çatışma şeklinde devam ediyor. Büyük bir ülkenin küçük bir adaya sığdırılmış modeli olarak düşünebiliriz hikayeyi.
Karakter bakımından her birinin kendine has kişilikleri mevcut. Birisi oldukça zeki iken diğeri cesur ,bir diğeri de peygamber kadar hoşgörülü olabiliyor. Kişiliklerin temsil ettikleri modeller var. Mesela Ralph karakteri modern toplumcu yönetimin tipik bir iz düşümü olarak görülebilirken ,Jack karakteri daha otoriter ve dikta bir yönetimin tasavvuru şeklinde belirmekte.Yine başka bir karakter olan Domuzcuk akıl ,mantık ve bilgeliği simgeliyor. Eseri karakterler ve konusu dışında temsil ettiği sistem dahilinde bir bütün olarak derinlemesine kavrayarak okumak gerekiyor.Yoksa kitap size basit bir çocuk hikayesi gibi gelecektir. Sineklerin Tanrısı denilen ölü domuz kafası ise esasında insanın içerisinde ki kötülüğün bir simgesi. Her insanın içinde bulunan iyilikler ve kötülükler belirli çıkar ilişkileri söz konusu olduğunda çatışmaya başlar. Ayrıca iyilikle kötülüğün savaşından ziyade demokratik düzen ve diktatörlük rejimlerinin de kavgasına şahit oluyoruz. Modern bir toplum ve onu oluşturan çağdaş bireyler dünyadan soyutlanıp kendini içine çekildiğinde aynı Nazizmde olduğu gibi kabileşme eğilimiyle yavaş yavaş vahşileşmeye başlar. Bu yönüyle Nazi Almanyası ve Komünizme totaliterlik anlayışları sebebiyle ince bir eleştiri olarak anlamlandırma yapabiliriz. Dediğim gibi William Golding büyük bir sistemi-ideolojik ve yönetimsel- küçük bir adaya ve üzerinde yaşayan karakterlere çok güzel uyarlamış. Özümseyerek ve anlamlar çıkararak okuduğunuzda basit bir ilkokul çağı kitabı gibi görünen - fakat aslında öyle olmayan- bu eserden çok zevk alacağınıza eminim. Unutmadan söylemem gereken son şey ise Mina Urganın ''Son Sözünü'' kitabın sonunda bulunmasına rağmen mutlaka kitabı bitirdikten sonra okumanız gerektiğidir..
Yazar Hakkında ;
Sir William Gerald Golding (19 Eylül 1911 – 19 Haziran 1993) İngiliz roman yazarı. 1911 yılında Cornwall'de doğdu. Oxford Üniversitesini bitirdi. 1934'te Poems yayınlandı. 1954'te Sineklerin Tanrısı ile ün kazandı. 1988'de "Sir" ünvanını alan Golding, 1993'te ardında yarım kalmış bir roman bırakarak (The Double Tongue) kalp yetmezliğinden öldü.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












.jpg)
