Burma Günleri
Yayın : Can Yayınları - 315 Sayfa
Yazar : George Orwell
Çeviri : Deniz Canefe
George Orwell'in daha önce 1984 ve Hayvan Çiftliği isimli iki kitabını okumuş ve burada da kitapları hakkında bilgiler vermiştim. Orwell gerçekten İngiliz edebiyatının yetiştirdiği nadir yazarlardan biridir. Kitaplarında yer verdiği keskin zeka işi konularla dikkat çeker. Şimdi okuduğum üçüncü kitabı olan Burma Günleri de aynı konseptte fakat biraz daha içsel hayatla ilgili duygusal temalar içeriyor. Kitabın esas konusu Burmadaki sömürge döneminde arap saçına dönen siyasetle birlikte eş zamanlı gelişen aşk konusunu işlemesidir. Orwell'in bir dönem memur olarak Burmada görev yapması hikayenin gerçekçi ve doğal bir yapıda şekillenmesini sağlamış. Genel olarak hikayenin bütünü İngiliz sömürgesi altında ki Burmada sahip- köle ilişkileri üzerinden gelişen ayaklanmalar ile siyasi düzeyde ki entrikaları işliyor. Ayrıca duygusal açıdan gelişim gösteren aşkta hikayeye ayrı bir renk katmış. Kitabın İngiliz kabalığının diğer ırklara ait insanlar üzerinde ki egemenliği ve baskısı üzerinde durduğunu söyleyebiliriz. Vahşi kapitalist çarkların işleyişine birde faşistliğin bulaştığı bir ülkenin ne hale gelebileceğini siz hayal edin. Hem sefalete hemde üstüne üstlük aşağılanmaya tabi tutulan insanların hikayesi keskin bir dille anlatılmakta. Orwell, devlet kurumlarında alabildiğine devam eden rüşvet ve yolsuzluğun körelmiş sistemin açmazı olduğunun altını çizmiş. Burmanın harikulade doğası da kitapta etkileyici bir tarzda kendine yer edinmiş.O döneme ait küçük bir portre sunan eserin kendi döneminde sömürgelerde yasaklandığını da hatırlatmakta fayda var. Eleştirel bir ağla örülen hikaye, emperyalizmin bir sonucu olarak sömürge edinilen halkların yaşantıları üzerine kurulu bir ülke olan Burmada Flory isimli bir İngiliz sahibin yaşamı üzerine kurgulanmış. Orwell burada hem bu kişiliği ele alıyor hemde siyasi ortamla birlikte bu ülkeden yaşam kesitleri sunuyor. Kitaptaki kişiliklerin çok sınırlı sayıda olması kitabı karmaşıklıktan uzaklaştırıp rahat okunmasını sağlamış. Ayrıca çeviri gayet iyi seviyede.Kısacası hem aşk,hem entrika, hemde kapitalizmin yıkıcı etkisi ve faşistliğin iğrençliğiyle birlikte bir Burma havası almak isteyenlere tavsiye ederim.
"Bu ülkede bulunmamızın, hırsızlıktan başka bir nedeni olduğunu söyleyebilir misiniz? Bu öylesine kolay ki. İngiltere'nin memuru, Burmalı'nın kollarını tutar, tüccar da adamın ceplerini boşaltır. Britanya İmparatorluğu, İngilizlerin, daha doğrusu Yahudi ve İskoç çetelerinin ticaret tekelleri kurmalarını sağlayan bir aracıdan başka bir şey değildir."
Yazar Hakkında :
George Orwell, asıl adı ile Eric Arthur Blair (d. 25 Haziran 1903, Bihar; ö. 21 Ocak 1950, Londra) , 20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen kalemleri arasındadır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanı ve bu romanda yarattığı Big Brother (Büyük Birader) kavramı ile tanınır. Eserlerinde yer alan netlik, zeka, sosyal adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizm'e karşı duruşu onun imzası niteliğindedir. 21 Ocak 1950 tarihinde Londra'da hayata veda etmiş.
Gönderen ukteci zaman: 6/14/2015 08:19:00 ÖS
Etiketler: anlatı, burma, edebiyat, emperyalizm, faşizm, george orwell, hikaye, inceleme, kapitalizm, kitap, kölelik, özet, sömürge
Akşam Toplantıları
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları- 267 Sayfa
Yazar : N.Vasilyeviç Gogol
Çeviri : Ergin Altay
Gogol yazmış olduğu eserleriyle bir dönemi edebi anlamda değiştiren bir yazardır. Yazdığı eserleri dünya dillerine defalarca çevrilmiştir. Eserlerinde mizaç önemli yer tutar. Daha önce incelemiş olduğumuz Ölü Canlar , Palto-Burun ve Petersburg Öyküleri de bu üsluptadır. Şimdi inceleyeceğimiz kitap Gogolun kendi tabirimle fantastik tarzda yazılmış bir eseridir. Rus tarihinde masalların önemi büyüktür. Gogolün anlattığı masallar Rus folklorüyle özdeşleşmiş fantastik hikayelerdir. Öyle ki hortlaklar, şeytanlar, cadılar , büyücüler ve perilerin yer aldığı hikayeler oldukça akıcı bir dile sahip. Kitapta ''Andersenden Masallar'' benzeri kısa öyküler bulunmakta. Tabi bir tek farkla ki o da Gogolun kendine özgü diliyle şekillenen Rus kültürünün insanı içine çeken sıcaklığıdır. Karakterlerin kendine özgü biçimde içimizde yer tutan kişilikleri bu sıcaklığı sağlamaya yetiyor. Kitabın adından da anlaşılabileceği gibi kitap köy kültürünün hüküm sürdüğü on sekizinci yüzyılının sıcak ortamındaki toplantılarda anlatılan hikayelerden oluşuyor. Dünya öyküleri üzerine meraklı okurların özellikle okumasını tavsiye ederim.
Yazar Hakkında ;
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar'dır. 43 yaşında Moskova’da ölmüştür.
Haydi 1 Mayıs'a !
1 Mayıs emekçinin belki de hatırlanabilmesini sağlayan en önemli gün. Malum ki ülkemizde ki düzenin çarkları ne yazık ki emekçilerin her geçen gün aleyhine işliyor. Bir ev geçindirmek yani kısaca aile bakmak hiç de kolay bir meziyet değil. Yaratılan emeğin gücünün azalmasıyla eş orantılı olarak değerinin de beş para etmez bir hale geldiğini görebiliyoruz. 1 Mayıs da işçi arkadaşlarımızın her zamankinden daha sıkı bir şekilde örgütlenerek daha gür bir sesle meydanlarda yer alması gerekir. Sistemin zincirlerini kırmanın en azından direnmenin en geçerli metodu bu olsa gerek. Fakat şunu da kabul etmeliyiz ki Türkiye de emekçiler gerekli şekilde örgütlenemiyorlar. Sendikal haklar tırpanlanıyor ve işveren lehine bir takım düzenlemeler getiriliyor. Anayasal bir hak olan sendika hakkı maalesef basit,sıradan ve ucuz bir uğraş olarak görülüyor. İşverenlere bu konuda sınırsız yaptırım olanağı sağlanıyor ve hiç bir yaptırımda ne yazık ki uygulanmıyor. Çalışanlar asgari ücretin getirmiş olduğu ezilmişliğin altında inim inim inliyor. Tabi bu karamsar tablo günümüz siyasi ortamı için geçerli. İleride emekçilerle birlikte öğrencilerin kuracağı yeni düzen ve siyasi konjonktür de bu tip sıkıntılar olmayacaktır. Bunun için her kesimden destek sağlanarak mesele ciddi bir şeklide siyasi bir zemine oturtulmalı. Taksim Dayanışması veya Birleşik Haziran Hareketi gibi oluşumlar gelecek için emekçi ve öğrenci lehine böyle bir düzen için umut veriyor. 1 Mayısın sadece bedensel emeğin değil ayrıca zihinsel olarak emek veren öğrenci arkadaşlarımızda bir bayramı olduğunu düşünüyorum. Öğrencilerin de bu anlamlı bayrama katılarak emeğe sahip çıkmaları gerekmekte. Ne de olsa emek ister bedensel isterse zihinsel olsun aynı amaç için insanların örgütlenerek hak aramasını sağlayan bir kavram. Bu açıdan YÖK ve benzeri baskıcı kurumlarında bu kapsamda protesto edilmesi gerçekçi olacaktır. Tiranlığın her geçen gün yükselişe geçtiği ülkemizde ki en anlamlı tepkinin adıdır 1 Mayıs. Öyle ki otoriter sistemin her tarafı kuşattığı siyaset çarkında karşıt bir sesleniştir 1 Mayıs. Ezilenlerin ve zincire vurulmuş emekçilerin direnişidir 1 Mayıs. Bir uyanış ve geleceğe daha umutla bakabilmektir 1 Mayıs. Bu açıdan bu bayram bütün emekçilerin ve öğrencilerin meydanlara akmasını gerektiren bir mecburiyet bir baş kaldırış olmalıdır. Herkesin ve her kesimin 1 Mayıs bayramı bu vesileyle kutlu olsun..
Karatay Diyeti - Bilimsel Gerçeklerle Kilo Vermenin ABC'si
Yazar : Canan Efendigil Karatay
Yayın : Hayykitap - 160 Sayfa
Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay sağlıklı olmakla birlikte bilimsel yöntemlerle zayıflamanın her yönden açılımını yaparak kilo sıkıntısı yaşanların akıllarındaki soru işaretlerini cevaplıyor. Öncelikle halk sağlığı için en önemli meselenin obezite olduğu bir gerçek. Obezitenin ve beraberinde gelen hastalıkların önlenmeside mümkün. Karatay Diyeti olarak geçen yöntem sandığınız gibi kibrit kutusu diyetlerinden değil. Mümkün olduğunca doğal beslenerek hazır yiyeceklerin tüketilmemesi üzerine kurulu. Sanılanın aksine kalori hesaplaması üzerine olmamakla birlikte sadece ''glisemik indeks'' hesaplamasına göre hazırlanmış bir liste bulacaksınız. İnsülin ve leptin direncini dengeleyerek sağlıklı olarak kilo yıkımı sağlanmak üzerine kurulu bir yöntem. Kitabın başında Karatay önce metabolizmanın kilo verme işleyişini uzun uzun anlatıyor. Ardından besinler üzerinde duruyor. Daha sonra ise evde hazırlanması kolay yemek tariflerine yer vermiş. En son ise Karatayın hastalarının anlatıları bulunmakta. Şunu belirtmeliyiz ki kitap çok derin bilimsel analiz ve araştırmalara yer vermiyor fakat teknik anlatımlar oldukça yeterli. Yüzeysel olarak konular üzerinde yeterli seviyede durulmuş. Prof. Dr. Ahmet Aydının 7'den 70'e Taş Devri Kitabında ki temel bilgiler daha basite indirgenerek kitapta yer almış. Zaten Karatay kendi kitabında Taş Devri Diyeti kitabını da özellikle öneriyor. Bu kitabı da daha önce bildiğiniz gibi incelemiştik.Aralarında ki tek fark Karatayın kitabın isminden de anlaşılabileceği gibi sadece zayıflama odaklı bilgilere yer vermesi. Değişik bir bakış açısıyla sağlıklı ve dinç bir vücut elde etmek isteyenlerin Karatayın bu kitabını mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum.
Yazar Hakkında:
Canan Efendigil Karatay, (d. 1943, Elazığ), Kalp ve İç Hastalıkları Profesörü, İstanbul Bilim Üniversitesi eski rektörü ve İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Ana Bilim Dalları öğretim üyesi, kalp ve iç hastalıkları uzmanıdır.Karatay Diyeti isimli beslenme üzerine bir çok kitabı yayınlanmıştır.
24 Nisan Büyük Felaket Günü ve Ermeni Sorunsalı Üzerine
Ermeni soykırımı iddiaları çok uzun bir zamandır Avrupa ve Dünya gündemini meşgul eden bir mesele. Geçmişten gelen halkların bir problemi gibi görünen bu durum aslında sonra ki bir dönemde diaspora tarafından gündeme taşındı. Ermeni meselesini tarafsız bir bakış açısıyla Osmanlının da o dönem ki şartlarına göre değerlendirmek gerekir. Birinci Dünya Savaşının en çetin dönemlerinde dört bir cephede savaş yürüten bir ülkeyi hayal edin. Batıdan Çanakkale cephesiyle İngiliz Milletleri , doğudan Çarlık Rusyasının ilerleyişi sürerken içeriden de Ermeni toplumunun iç karışıklık yaratma gayretlerini buna ekleyin. Köy basmalar, karakollara saldırılar ve anarşizmin kol gezdiği bir Anadolu. Batı ve Doğu cephesinden inen tokatlara birde iç mesele eklenince cinnet geçiren ve aklını kaybeden bir ülke tasvir edebiliriz. Tamamen kontrol dışı radikal önlemlere başvurulduğu çok açık.
İttihat ve Terakkinin ileri gelenlerinde hissedilen Türkçülük idealizminin de mesele de payı olduğu düşünülebilir.Enver,Talat ve Cemal paşaların yönetimi altında ki Osmanlı katı kuralları uygulamaya koymuş. Buna Büyük felaket veya soykırım demek ne derece doğru olur bilinmez ama ortada ciddi bir kıyım olduğunu da belirtmek gerek. Yüzbinlerce insanın göçürülmesiyle boşaltılan Anadolu da devlet otoritesi sağlanmaya çalışıldı. Günümüz Türkiyesine bunun katkıları ne oldu bunu tarihçiler cevaplayamıyor. Yani göçürme hadisesi Osmanlının bir müddet daha yaşamasını veya Türk hakimiyetinin Anadolu da devam etmesini ne ölçüde etkiledi bu belirsiz.
Burada konu biraz daha dallanıp budaklanıyor. Konuyu daha iyi anlayabilmek için Çanakkale Savaşına dönmemiz gerek.Savaşın şiddetiyle devam eden kaos ortamı bütün ülkeyi sarmakla birlikte devlet hakimiyeti de ağır darbe almıştı. İngilizlerin sürdürdüğü savaşta Osmanlı birlikleri gerçek bir destan yarattılar. İngilizlerin geri çekilmesinde bu destansı mücadeleden ziyade başka faktörlerde etki yaratmıştır. Bunların en önemlilerinden biri Almanların Avrupa da yeni cepheler açmasıdır. Bu sayede İngilizler her ne kadar ilerleme sağlamamışlar ise de savaşı uzatma ve devam ettirme ısrarlarından zoraki vazgeçmek durumunda kalmışlardır. Çanakkalede ki kahramanca mücadeleden ziyade bu durumda gözden ırak tutulmamalı.
Doğuya dönecek olursak Çarlık Rusyasının ilerleyişi kendi iç devrimleriyle durmuştur. 1917 yılında ki Bolşevik Devrimiyle yönetim değişmiş ve bu sayede Rus ilerleyişi istediği sonucu elde edememiştir. İkinci en önemli hadisede bu olmuştur. Üçüncüsü ise Ermeni tehciridir.Bu tehcir ile Anadolu, devlet yöneticilerinin aklıyla güvenli bir yer haline dönüştürülmek istenmiştir. Yüzbinlerce kişi yolda ,hastalıklarda vb.. sebeblerle hayatlarını kaybettiler. Bunu inkar edecek kimsenin olduğunu düşünmüyorum. Malum harp dönemi ve kimin kimi vurduğunun belli olmadığı bir ortam. Savaş suçlarının her tarafta insan canına kastettiği bir atmosferde düşüncelerimizi daha da özgürleştirmekte fayda var.
İnsan ölümlerine hangi kesimden bakılacak olursa olsun vicdanları kanattığı akıllardan çıkarılmamalı. Soykırım evrensel bir insanlık suçudur. Buna rağmen Ermeni meselesi bir tarafın değil, bağımsız tarihçilerin arastirma konusu olmalı. Tarihi herkes kendi milli duygularına göre şekillendirme telaşında. Böyle olunca da evrensel gercekler bir kenara atılıyor. Tarih ciddi bir iştir. Milliyetçilik ve ulusal hassasiyet gibi gömlekler çıkarılarak konu araştırılmalıdır. Yoksa her iki tarafta kısır bir döngüde birbirini suçlamaya devam eder.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






